BAĞIMSIZ VE TARAFSIZ YARGI

 19 Şubat 2020 Çarşamba (1 ay önce)
 307
Mehmet Ali ÇAKIR
Mehmet Ali ÇAKIR

BAĞIMSIZ VE TARAFSIZ YARGI

 

  Kazâ, hüküm ve yargı eş anlamlı kelimelerdir. Hukukî ıstılahta ( terminolojide ) , insanlar arasında meydana gelen nizâ ve ihtilâfları usulüne uygun olarak sonuçlandırmak demektir. Bu işi de kendilerine bu konuda yetki verilen kişi ve kurumlar yapar. Bugün dünyada bu konuda yetkili makamlar mahkemeler ve yüksek mahkemelerdir. Verilen kararların hem davalı hem davacı tarafı tatmin etmesi ve vicdanların kabulü bakımından tek dereceli mahkemeler yerine gerektiğinde itiraz edilebilmek üzere üst mahkemeler de kurulmuştur.

 İnsanlar aralarındaki meseleleri sulh yoluyla çözemezlerse mahkemelere giderler. Bu yolun dışında tercihte bulunup ihkak-ı hak peşinde olduklarında toplumda kargaşa ve kaos olması kaçınılmazdır. Bu yönüyle baktığımızda da mahkemelerin ne kadar önemli olduğunu görürüz..

 Çok önemli görev ifa eden yargı ve yargı mensuplarının da tarafsızlığını belirtmek ve muhataplarının kimliğine ve kişiliğine bakmadan somut olgular üzerinden karar verdiğini ifade etmek üzere elinde çift kollu adalet terazi olan ve gözleri bağlı bir kadın figürü kullanılır. Figürde cinsiyetsiz bir tercih yerine kadın kullanılmasında da onların incelik ve hassasiyetleri gözetlenmiş olabilir. Adalet en hassas şekilde tecelli etmelidir.

  Verilen mahkeme kararlarından herkesin tam olarak tatmin ve memnun olması ideal bir durumdur. İdeale ulaşmak zordur ancak ideale en yakın sonuca varmak için çaba göstermek gerekir. Ülkemizde de adalet mekanizmasının işleyişinden şikayet olmuştur ve olmaya devam etmektedir. Kimi zaman adaletin geç tecelli etmesinden kimi zaman isteğimize uygun gerçekleşmemesinden şikayetçi oluruz.

  Münferit şikayetler toplum huzurunu çok fazla bozmaz ancak özellikle darbe ve olağanüstü hal dönemlerdeki adalet uygulamaları toplum huzurunu kökten sarsıcı etki göstermiştir. 1960 yılında gerçekleşen ihtilâlden sonra yapılan yargılamalar toplum vicdanını kanatmıştır çünkü bağımsız davranmamış ya da davranamamış,  darbe mahkemelerinin başkanı Salim Başol  “ Ne yapalım sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor” sözüyle hukuk tarihine kara bir leke bırakmıştır. Daha sonra gerçekleşen 12 Eylül ihtilâli mahkemeleri de yaptığı yargılamalarda somut olgu ve delillere dayanmayan kanaatler, zanlar ve varsayımlara dayanan yargılamalar yapmış bu davalardan biri olan MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası’nda 220 kişi hakkında idam cezaları istenmiş, davalılar yıllarca cezaevlerinde tutuklu kalmış, işkence görmüşler ve sonunda iddiaların birçoğu asılsız olduğu için atılı suçlardan sanıklar beraat etmişlerdir. Bu mahkemeler ve yargılamalar da kamu vicdanını yaralamış, adalete olan güveni sarsmıştır. 2002 yılından sonra gelişen olaylar ve özellikle 2010 yılında yapılan halk oylamasından sonra, yargı FETÖ’nün eline geçmiş yargı tarafsızlığını kaybetmiştir. Bunun sonucunda da ilerleyen zaman da gerçek olmadığı anlaşılan ve düşen Ergenekon, Balyoz vs. davaları toplumun ortadan ikiye ayrılmasına sebep olmuştur. En son olarak da sanıklar hakkında üç yüz, dört yüz yıllara varan mahkûmiyet taleplerinin olduğu Gezi Olayları davası, sanıkların beraatı ile sonuçlanmış, bu sonuç da toplumun bir kısmını sevindirirken diğer kısmını rahatsız etmiştir.

 Bütün bu taraflı ve bağımlı yargılamalar, bir taraftan adalete güveni sarsarken bir taraftan da toplum huzurunu bozmaktadır. Ayrıca herkesin ve her şeyin aynı çuvala atılması aralarındaki gerçek suçluların da affına ve temize çıkmasına yol açmaktadır.

  Ülkeyi yönetenler ve yönetmeye talip olanlar ve bu kimselerin çatısı altında bulundukları siyasî partiler, el birliği ve işbirliği ile hukuku ve adaleti sağlam bir zemine oturtmak mecburiyetindedir. Kimsesizlerin kimsesi olacak; sosyal, ekonomik ve siyasal olarak zayıf durumdakileri haklı oldukları konuda güçlülere karşı koruyacak bir hukuk sistemi hepimiz için olmazsa olmaz bir gerekliliktir. “ Adalet mülkün temelidir.”

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar