İSTANBUL SEÇİMİ VE MAĞDURİYET

 25 Haziran 2019 Salı (3 hafta önce)
 204
Mehmet Ali ÇAKIR
Mehmet Ali ÇAKIR

İSTANBUL SEÇİMİ VE MAĞDURİYET

Mağduriyet,haksızlığa uğramak,mağdur da haksızlığa uğrayan kimse demek. Milletimiz ve devletimiz mağdurları ve mazlumları her zaman korumuş ve kollamıştır. Mazlumlar konusunda da “ Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste” şeklindebir Atasözümüz bile vardır.
Milletimizin mağdurlara karşı koruyucu ve kollayıcı tavırlarına örnek verecek olursak; tarihî seyir içerisinde, uzaktan yakına doğru geldiğimizde; 1492’de İspanyol, İtalyan ve Portekizli Yahudilere1783’te Kırım Tatarlarına, 1864’te Çerkeslere, İkinci Dünya Savaşından sonra Alman Yahudilerine, Halepçe katliamından kaçan Kürtlere ve en son olarak da Suriye’den kaçıp gelenlere kucak açtık. Zaman dilimi içinde küçük parçalar halinde Çin zulmünden, Rus zulmünden kaçıp gelen Afganlıları ve zaten bizim parçamız olan soydaşlarımızı saymıyorum. Bütün bunları yaparken sadece mağdurdan ve mazlumdan yana olduk.
Siyasî tarihimiz içerisinde de milletimizin mağdurdan yana olma tavrı devam etti. 1946 seçimlerinde, açık oy, gizli sayım suretiyle iktidar olması engellenen Demokrat Parti, 1950 yılında büyük bir çoğunlukla iktidar oldu. 1960 ihtilâli ile iktidardan uzaklaştırılarak yeniden mağdur edilen Demokrat Partisi’nin temsilcisi sayılan Adalet Partisi, 1961 seçimlerinde iktidar olma şansını elde etti. 1980 askerî darbesinden sonra yapılan seçimlerde Kenan Evren ve cunta, birçok siyasi partiyi ve siyasetçiyi veto edip, MDP’yi işaret ettiği halde milletimiz Anavatan Partisi’ni tek başına iktidar yapmıştır. Cunta’nınkoyduğu siyaset yasağının kaldırılması için yapılan halk oylaması sırasında Turgut Özal ve ekibinin yaptığı, yasakları savunan kampanyaya rağmen milletimiz yine mağdurlardan yana olarak yasakların kalkması yönünde oy kullanmıştır. 1994 yılında okuduğu şiir yüzünden hapse atılan ve siyasî yasak getirilen R.Tayyip Erdoğan’ı, 2002 yılında iktidara taşımış, 27 Nisan e-muhtırası, Anayasa Mahkemesi’nin 367 dayatmalarına rağmen iktidarda tutmuştur.
31 Mart mahalli idareler seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı, CHP adayı Ekrem İmamoğlu kazandı. Aradaki farkın azlığı sebebiyle Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yöneticileri itiraz ettiler, sonuçta seçimlerin tekrarlanması kararı çıktı. Gerek itiraz gerekçeleri gerekse kampanya süresince kullanılan dil ve öne sürülen gerekçeler, siyasetçilere makul gelse de seçmen nazarında itibar görmedi.Parti devleti mantığı ile yürütülen uygulamalar daseçmeni rahatsız etti ve İmamoğlu ile Yıldırım arasındaki oy farkı sekiz yüz bine çıktı. Böylece mağdur duruma düştüğüne inanılan Ekrem İmamoğlu, yeniden seçildi.
Tüm bu mağduru koruma kollama duygularının siyaseten istisnası, Milliyetçi Ülkücü geleneği temsil eden partiler olan Milliyetçi Hareket Partisi ve Büyük Birlik Partisi oldu. 1980 öncesinde, üniversitelerde, şehirlerde komünist işgal ve baskıya karşı koyan, 1980darbesinden sonrazindanlarda işkence gören, yıllarca hapis yatan, adaletin “ oduncu kantarı”ile tartıldığı günlerde; bir soldan, bir sağdan mantığı ile idam sehpalarında sallanan, sonraki dönemlerde de ülkenin netameli zamanlarında memleketin sigortası sayılan bu siyasî parti/ler ve görüş mensupları ne yazık ki aynı iltifata mazhar olamadılar. Tek başlarına iktidar şansı verilmedi.Aldıkları oy oranı, bir binadaki sigorta panosunun kapladığı yer nispetinde kaldı. Bütün bunların sebebi, gerçekten mağdur olmadıkları mı, yoksa mağdur edebiyatı yapamadıkları mıdır, diye düşünmüşümdür. Kan kusup, kızılcık şerbeti içmiş gibi görünmeleri de etkili olmuş olabilir.
Belki de “ Vatanım, ha ekmeğini yemişim ha uğruna kurşun.” dedikleri içindir.

 

Yorumlar