SARHOŞLUK GEÇİNCE

 18 Ağustos 2019 Pazar (1 ay önce)
 338
Mehmet Ali ÇAKIR
Mehmet Ali ÇAKIR

SARHOŞLUK GEÇİNCE

Kur’anı-ı Kerim’in, İslâm Dini’nin temel kaynakları olan ayetlerin, hadislerin siyasete dayanak olarak kullanılmaları, dinin siyasete alet edilmesi, günümüze has bir mesele değildir.

  Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in, “ Size iki şey bırakıyorum.(Bunlara tutunursanız) asla delalete düşmezsiniz. Allah’ın kitabı ve sünnetim “ veya “ …, Allah’ın kitabı ve ehl-i beytim.” şeklinde rivayet edilen sözleri, vefatlarından sonra ümmetin önderinin kim olacağı, kimin halife olacağı noktasında dayanak olarak gösterilmesi, bu konudaki örneklerden ilkidir.

  Hz. Ali’nin, halifeliği sırasında Şam Valisi Muaviye’nin, Hz. Osman’ın katillerini bulmadığı gerekçesiyle Hz. Ali’ye karşı çıkardığı isyan ve bunun sonucunda yapılan Sıffin Savaşı’nda, Muaviye taraftarlarının, mızraklarının ucuna Kur’an-ı Kerim sayfalarını geçirmeleri yine Kur’an-ı Kerim’in, siyasete alet edilmesidir. 

Sıffin Savaşı’nın akabinde gerçekleşen Hakem Olayı’nda, halife tayini konusunda, hükmün yalnızca Allah’a ait olduğunu ifade eden ayetleri dayanak gösteren bir grup ayrılarak, Muaviye ve Hz. Ali taraftarlarına karşı Haricilik hareketini meydana getirmiştir.

Emevî iktidarı döneminde, iktidarlarının meşruiyetini pekiştirmek için, Hz. Ali taraftarlarının da iktidarı eleştirmek için ayetlere yaslandıklarını görüyoruz.

  Ülkemizde çok partili siyasî hayata geçildiğinde birisi Cumhuriyetle beraber kurulan Cumhuriyet Halk Partisi, diğeri de CHP’den ayrılanların kurduğu Demokrat Parti olmak üzere ili parti vardı.

 Siyasî eğilim olarak CHP, devletçi bir yapıyı savunurken, DP, liberal ve serbest piyasa ekonomisinden yanaydı. Altmışlı yılların sonunda, yetmişli yılların başında, merkezin sağında ve solunda yeni partiler kuruldu. Türk siyasî hayatında etkin olan partilerden, kuruculuğunu Alparslan Türkeş’in yaptığı, 1969 yılında kurulan Milliyetçi Hareket Partisi, Türklük, Milliyetçilik ve esir Türklerin bağımsızlıklarının sağlanması fikrine yaslanırken; kuruculuğunu Necmettin Erbakan’ın yaptığı ve 1970 yılında kurulan Millî Nizam Partisi ise İslâmcı bir söylemle ortaya çıkmıştı.

Milli Nizam Partisi,kuruluşundan kısa bir süre sonra lâikliğe aykırı çalışmalar yürüttüğü gerekçesiyle 1971 yılında kapatılmış ancak bu siyasî görüşü sırasıyla Millî Selamet Partisi, Refah Partisi, Fazilet Partisi, Saadet Partisi, Has Parti ve kurucularının, Millî Görüş Gömleği’ni çıkardıklarını ifade ederek kurdukları ancak aynı siyasî geleneği devam ettiren Adalet ve Kalkınma Partisi temsil etmiştir.

  2002 yılında tek başına iktidarı alan Adalet ve Kalkınma Partisi, başlangıçta; Avrupa Birliği, yasaklar, yolsuzluk veyoksulluğu kaldırılacağı söylemiyle iktidar olmuş, daha sonra başörtüsünün kamuda serbest olması mücadelesiyle de halkın teveccühünü kazanarak iktidarını sürdürmüştür. İktidarını pekiştiren Ak Parti, başlangıçtaki iddialarından neredeyse vazgeçmiş ve tersi uygulamalar yapmış ancak din ve başörtüsü üzerinden yaptığı propagandanın etkin olması sebebiyle bu yolu terketmemiş hatta işi ifrat noktasına taşımıştır. Bir milletvekili, seçmeni ikna etmek için Cuma günleri; Bakara makaradan bir ayet salladığını söylemiş ama bu konuda parti yetkilileri kendisini ikaz etmemişlerdir. Halbuki kendileri, Bakara Suresi’nin başlangıç ayetlerinde; mü’min, kâfir ve münafıklık alâmetlerinden bahsedildiğini bizlerden daha iyi bilmekteydiler. Başörtüsü istismarı sürmüş, Kabataş Yalanı ortaya çıkmıştır.

  Ak Parti milletvekili Mehmet Metiner, Nahl Suresi’nin 90. Ayeti kerimesinde ifadesini bulan, “ Şüphesiz  Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara bakmayı emreder, …” yüce hükmünü , adaletten ayrılıp, akraba kayırmacılığını desteklemek için kullanmıştır.

  Elbette din, başörtüsü, diğer dinî ve manevî değerler önemlidir ancak bu konudaki samimiyet derecesi de ölçülür ve devamlı istismarı mümkün değildir. Nitekim son yapılan mahallî seçimler ve kaybedilen Ankara, İstanbul, Antalya gibi büyükşehirler, Ak Partilileri içinde bulundukları iktidar sarhoşluğundan uyandırmış adeta içki sarhoşluğuyla geçen bir gecenin sonucunda içilen acı kahve yerine geçmiştir. Seçimlerden sonra yenilginin sebepleri konuşulmaya başlanmıştır. Burada ilginç olan iktidar sarhoşluğu içinde Nahl Suresi’nin 90. Ayetini akrabaları kayırmak içim dayanak gösteren Mehmet Metiner’in, bugün durumdan şikayetçi olması ve Nepotizm denilen akraba ve yakın kayırmacılığının Ak Parti’yi zayıf düşürdüğünü söylemesidir. Aynı Metiner, Adalet ve Kalkınma Partileri; AKP’liler ve Ak Partililer olarak sınıflandırıp, partiye AKP’lilerin zarar verdiğini söylemektedir. Bana göre Metiner, zemmettiği AKP’linin ta kendisidir. Metiner’in ne Millî Görüş ne de onun temsil ettiği zihniyetle uzak yakın ilgisi yoktur.

 Yeni Türkiye diye övülen Türkiye maalesef bu iddianın altında perişan edilmiş, başına olmadık gaileler açılmıştır.

 Artık “Yepyeni Bir Türkiye” iddiasına ve zihniyetine ihtiyaç vardır. O da moral değerlerin istismar edilmediği, yoksulluk ve iane kültürü üzerinden oy devşirilmeyen,  ehliyet ve liyakate değer verilen, insanların görüş ve düşüncelerini rahatça ifade ettiği, üretim yoluyla kalkınan, hür ve tok insanların yaşadığı bir Türkiye’dir.

 

 

 

 

Yorumlar