YAŞANANLARI ÜLKEN İÇİN SORGULA!..

 19 Ağustos 2021 Perşembe (1 ay önce)
 322
Sevilay KAYAASLAN
Sevilay KAYAASLAN

Nereden başlasam bilemiyorum..
Ülkemiz bir kaosun içinde sanki..
Cayır cayır yanan ormanlarımıza mı yanayım?
Kastamonu da ki sel felaketine mi?
Kaybolan canlara mı?
Küle dönen ağaçlara mı?
Mülteci istilasına mı?
Aslında yol geçen hanı olmuşta bizlerin habersiz olduğu Türkiye Sınır kapısına mı?
Bir Terör Örgütü olan ‘Taliban’ı ılımlı bulan Cumhurbaşkanımıza mı?
“Ülkenin geleceğini konuşmak üzere Taliban yöneticilerini kabul edebileceğimizi daha önce de ifade etmiştik. Bu tavrımızı bugün de muhafaza ediyoruz. Taliban yöneticilerinin yaptığı itidalli ve ılımlı açıklamaları bizler de memnuniyetle karşılıyoruz” açıklamasını Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanın’dan duyduğuma mı yanayım?
* * *
BenimÜlkemin geleceğini Taliban gibi cani bir Terör örgütüyle neden konuşuyorsunuz?
Ne gibi bir gelecek planlıyorsunuz?
Göz yumarak ülkemize aldığınız sığınmacılara dair sorulara neden bir açıklamanız yok…
Ülkeme koşa koşa gelen Afganlıların amacı ne?
Neden içlerinde bir tane bile çocuk, kadın, yaşlı yok?
Neden hepsi eli silah tutabilecek yaşta erkek?
Kiminle nasıl çirkin bir anlaşma yapıldı ki bu insanlar elini kolunu sallayarak,
İki saatlik bir yoldan gelmiş gibi belirli bir noktada ÜLKEME bırakılıyor?
Bunları aklı olan her insan biraz düşünürse cevaplar yapılanların içinde..
* * *
Neden ormanlarımız cayır cayır yanarken söndürmeye uçağımız yok denirken (Var olan uçaklar bakım yapılıp işler hale getirilmezken),
Bu ülkenin vatandaşları , Sanatçıları vesilesi ile uçak alırken…
Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli' Yuanistan’a 2 adet yangın söndürme uçağı gönderiyor?
Muğlanın Milas İlçesine bağlı İkizköy’de Yapılması planlanan kömür madeni için Akbelen Ormanı’nda asırlık kızılçam ağaçlarını neden kestiniz? Hem de yangınlar sürerken… Yanmayanları da görevliler köylülerin gözü önünde kestiler..
Kesme eylemi köylülerin direnişiyle şimdilik durduruldu…
* * *
Ülkemizi mi koruyalım..
Kendimizi mi?
Evlatlarımızı mı?
Vatanımızı mı?
Ormanlarımızı mı?
Hayvanlarımızı mı?
Canıyla uğraşan kardeşlerimizi mi?
Evleri yanan yıkılan, sular altında kalan insanlarımızı mı?
Özgürlüğümüzü mü?
Nereden başlasak yaralarımızı sarmaya derken her gün yeni bir yara daha açılıyor..
Birşeyler oluyor!
Ama ne ?
Neyi kimden koruyalım? Şaştık!
* * *
Fervasızca, bilinçsizce dere yataklarına binalar dikilirken yetkililer, yöneticiler neredeydi acaba?
O uçaklarımız neden çürümeye terk edildi?
Ormanlarımız yanarken, evler sel altında kalırken bizlere iban numaraları verip yardım isteyen yöneticilerimiz; Somaliye nasıl 30 milyon dolarlık yardım yapabiliyor?
Vatandaşımız, gece gündüz çalışıp (o zorlu sınavları) aşan ve iyi bir okul kazanan çocuğunu bile nasıl okutacağını düşünürken.. Ve çoğu gencimiz maddi sıkıntılardan dolayı okuyamazken, Siz nasıl olurda ülkeye aldığınız sığınmacılara özel okullar yapıp,( sınavsız, puansız) ailelerine kalacak evler tahsil edersiniz?
Pes doğrusu!..
* * *
Ne olur bu yaşananları unutmayın..
Unutturmayın..
Burası Türkiye Cumhuriyeti!
Siz ne kadar basın toplantılarında çevirmenlere adını andırmasanız da (Atatürk yerine kendi adınızı anons ettirseniz de)…
Burası Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti
Biz bu vatanın evlatlarıyız..
Ne kadar madalyonlardan adını fotoğrafını sildirseniz de..
Sokakların isimlerini değiştirseniz de…
Andımızı kaldırsanız da..
Bizim ne kalbimizden, ne de aklımızdan Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü silemeyeceksiniz!..
Ben inanıyorum ki Türkiye buna müsade etmeyecek…
* * *
Ne mutlu ki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım..
Atamızın değerini hem bir kadın olarak, hem de bir insan olarak bir kez daha anladık…
İyi ki Mustafa Kemal’in evlatlarıyız..
Şu da unutulmasın ki dünyaya bir daha böyle bir Lider, Önder gelmedi gelmeyecek…
Madem (kendinizce) Atatürk’le yarışa giriyorsunuz onun Vatanseverliğini, Onun cömertliğini, özgürlüğe olan, insana olan saygısını ve sevgisini, doğaya olan saygısını ve sevgisini, Eğitime olan düşkünlüğünü örnek alın…
* * *
Buraya yaşanmış bir Mustafa Kemal gerçeğini bırakıyorum;
Yürüyen Köşk
“1930 yılına, Yalova'ya gidiyoruz…
Atatürk bir gün dinlenme ve çalışma mekanı olarak kullandığı çiftliğine gittiğinde, köşkün hemen yanındaki ulu çınar ağacının dallarını kesmeye çalışan bir bahçıvan ile karşılaşır. Hemen bahçıvanı yanına çağırarak bunun nedenini sorar. Görevli bahçıvanın cevabı şöyledir: Ağacın dalları uzamış, binanın duvarına dayanmıştır. Aldığı cevaptan tatmin olmayan Atatürk, düşünülmesi bile imkânsız olan bir emir verir: “Ağaç kesilmeyecek, bina kaydırılacak.” Görev İstanbul Belediyesi’ne intikal eder. Belediye Fen İşleri Yollar Köprüler Şubesi sorumluluğu üstlenir. Başmühendis Ali Galip Alnar yanına aldığı teknik elemanlarıyla Yalova’ya gelerek çalışmaya başlar. 8 Ağustos 1930 tarihinde önce bina çevresindeki toprak büyük bir dikkatle kazılıp yapının temel seviyesine inilir. İstanbul’dan getirilen tramvay rayları döşenir. Santim santim çalışılarak bina yapı altına sokulan raylar üzerine oturtulur. Artık binanın raylar üzerinde kaydırılarak ağaçtan uzaklaştırılması aşamasına gelinmiştir. Güzel ve sıcak bir yaz akşamında Ulu Önder Atatürk ile birlikte, kardeşi Makbule Atadan, Vali Vekili Muhittin Bey, Emanet Fen Müdürü Ziya Bey ve Cumhuriyet Gazetesi Baş Muhabiri Yunus Nadi nezaretinde bina 4.80 metre civarında kaydırılır. Bu olağanüstü ve riskli iş 10 Ağustos 1930 tarihinde tamamlanır ve ulu çınar ağacı da kesilmekten kurtulur. O günden beri köşkün adı Yürüyen Köşk olarak kalmıştır.
Köşk, Kültür Bakanlığı Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu kararı ile korunması gerekli Kültür ve Tabiat Varlıkları arasında sayılmış ve tescili yapılmıştır. 2006 yılında, Yalova Belediyesi tarafından restorasyonu yapılarak ziyaretçilere açılmıştır.”
Peki, asıl düşünmemiz gereken kısma gelelim.
Bir ağacın dalına zarar gelmemesi için imkansıza yakın bir çalışma gerçekleştirilmesini emreden Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün doğaya olan saygısını bir düşünün. Dikkatinizi çekerim; bahsedilen bir orman değil, tek bir ağaç.
Bugüne bakıldığında ise; Atatürk Orman Çiftliği'nin kaldırılarak araziye yapılan ve kullanılamaz halde olan Ankapark'ı düşünelim.
Atatürk'ün mirasına gerçekten sahip çıkabiliyor muyuz? Bunu bir kez daha sorgulayalım derim!..

Yorumlar