Bu yazıyı yazmadan önce uzun uzun düşündüm.
Mesleğini seven biri olarak, içimde birikenleri nasıl anlatabilirim diye günlerce kendime sordum. Çünkü konu sadece bir meslek değil.
Emek verdiğim, gurur duyduğum ve her geçen gün biraz daha yara aldığını gördüğüm gazetecilik.
Yaklaşık beş yıl önce adım attım bu sektöre.
Belki birçok kişiye göre kısa bir süre. Ama bu beş yıl bana çok şey öğretti. Haberin peşinde koşmayı, doğruluğu araştırmayı ve en önemlisi de vicdanımla hareket etmeyi...
Gazetecilik bana göre sadece haber yazmak değildir.
Gazetecilik; doğruyu aramaktır.
Gazetecilik; halkın bilme hakkını savunmaktır.
Gazetecilik; güçlüden yana değil, doğrudan yana durabilmektir.
Bugün üzülerek görüyorum ki bu meslek, dışarıdan gelen baskılardan çok içeriden zarar görüyor.
Evet...
En büyük yarayı bazen meslektaşlarımız açıyor.
Önceliği haber yapmak değil, çıkar sağlamak olanlar...
Gerçeği araştırmak yerine algı oluşturmayı tercih edenler...
Kalemini kamu yararı için değil, kişisel menfaatleri için kullananlar...
İşte onlar bu mesleğin itibarını her geçen gün biraz daha tüketiyor.
Ben bu mesleğe başladığım ilk günden beri tek bir şeye inandım:
Doğru habere.
Yanlışa sessiz kalmamaya.
Hiçbir çıkar uğruna eğilip bükülmemeye.
Bugün başım dik, alnım açık bir şekilde söyleyebiliyorum ki hiçbir zaman çıkar karşılığında haber yapmadım. Kalemimi kimsenin emrine vermedim. Doğru bildiğimi yazdım, yanlış gördüğüme itiraz ettim.
Mesleğini hakkıyla yapan, gazeteciliğin etik ilkelerine bağlı kalan tüm meslektaşlarıma saygım sonsuzdur. Onlar bu mesleğin karanlıkta kalan değil, yol gösteren aydınlık yüzleridir.
Ama sözüm diğerlerine...
Gazeteciliği bir kamu görevi olmaktan çıkarıp kişisel kazanç kapısına dönüştürenlere...
Haberi değil menfaati önceleyenlere...
Mesleğin itibarını birkaç çıkar uğruna ayaklar altına alanlara...
Size tek bir cümle söylemek istiyorum:
Gazeteciliği siz kirlettiniz.
Ve ne yazık ki mesleği hiç ettiniz.