İnsan kitap değil ki, açıp okunsun.
İnsanı insan terbiye eder, mürebbî insandır.
“Beden ölür, çürür, cana bakın siz.
Kim kiminle yürür, ona bakın siz,
Bırakın dönsün dönme dolaplar,
Haktan, hakikatten yana bakın siz” der Abdurrahim Karakoç.
Âdem Havva ile imtihan edildi, Havva elma görünümlü şeytanla.
İnsanın insanla kurduğu bağ hem çok sıkı hem de pamuk ipliğine bağlı gibi gelir bana.
Hayatın akışında dost bildikleriniz düşman, düşmanlar ise dost olabilir.
Yaşam bir ihtimaller bütünüdür.
Hayatımıza giren her insan bize muhakkak bir şey öğretir.
Biz de yaşamına girdiğimiz insanlara muhakkak bir şeyler bırakıp gideriz.
Ama iki taraf arasındaki tekamül edebilme ölçüsü aynı olmaz çünkü görüş mesafesi bir değildir.
Bakmak adına yıllarca eğitilmiş insan, görmenin değerini son yıllarda anladı.
Bu yüzden görenle bakanın imtihanı da tekamülü de aynı olmaz ama ikisinin hayatında da ileriye giden bir şey vardır.
Zaman…
Zaman kişiyi ya olgunlaştırır ya da çürütür.
İkisi için de aynı şeyin gerekli olması hep garip gelmiştir bana.
İnsan birden bire çürümez çünkü zaman alır çürüme.
Alımlı, çalımlı devirleri bittiğinde zamanı kullanma biçimi onu ya olgunlaştırmış ya da çürütmüştür.
Karakoç’un dediği gibi “Kim kiminle yürür, ona bakın siz.”
İnsana yurt olacak insan da, kurt olacak insan da lazımdır.
Yurt olanlara sığınmasını bilmek, kurt olanla da mücadeleyi bilmek elzemdir.
Mücadele insanı diri tutar hep, tetikte ama bazen yorar da.
Yorduğunda sığınacağımız yurtların çoğalması dileğiyle.
Kurtlardan mı fayda gördünüz, yoksa size yurt olanlardan mı?