Suç Dizilerde mi? Gerçeklerde mi?

Abone Ol

Gerçekten suç diziler ve oyunlarda mı?
Yoksa biz, olan biteni anlamak yerine suçlayacak en kolay açıklamaya mı kaçıyoruz?
Son günlerde yaşanan bu trajik olaylardan sonra hayatımıza gerek sosyal medyada gerek insanların kendi aralarında söylediği tanıdık bir cümle girdi: “Bu çocuklar böyle diziler, oyunlar yüzünden bu hale geliyor.”
Bu cümle kulağa ilk başta mantıklı geliyor.
Çünkü basit. Çünkü hızlı ve en önemlisi sorumluluğu başka bir yere atıyor..
Ama ben bu düşünceye katılmıyorum..
Eğer mesele sadece izlenilen diziler, filmler, oyunlar olsaydı aynı oyunları kendi dönemim için konuşursam: Neden benim dönemimde böyle şeyler yaşanmıyordu? en az şimdi ki kadar bizim dönemimiz olan 2000’lerde de şiddet içerikli bilgisayar oyunları oynanıyordu.
Hepimizin bildiği o GTA oyunlarında az mı birilerini darp edip parasını çalmadık ya da arabayla birilerine çarpıp ezmedik..
Dönemin popüler dizilerinden Kurtlar Vadisi , Ezel , Deli Yürek gibi dizileri hiç mi izlemedik? Hepsi o nesilde de vardı..
Ama o dönemin çocukları olarak hiçbirimizin aklından bunu eyleme dökmek gelmedi. Hiç bir yetişkinin de çocuğu bunları izlediği, oynadığı için topluma tehdit haline gelecek bir kişiliğe dönüşeceği aklının ucundan geçmedi.. Bu olaylar da hiçbir zaman o dönemin ülke gündemi olmadı.
Şimdi soracaksınız:
“E o zaman şimdi neden böyle şeyler oluyor, ne değişti?”
Bunu çok katmanlı şekilde ele alabiliriz. Bana sorarsanız tek bir cevabı yok.
Şu noktada sizden istediğim şey çok basit: Ülkedeki haberlerin, gündemin ve sokaktaki konuşmaların ne kadarının “adalet”, “hukuk”, “suç” ve “ceza” etrafında döndüğüne bakın.
Çünkü bir toplumda konuşulan dil değişirse, düşünme biçimi de zamanla değişir. Düşünme biçimi değişirse eylemler de zaman içinde değişir…
Ve biz son yıllarda giderek daha fazla suç konuşan, daha fazla adalet arayan, daha fazla güvensizlik hisseden bir toplum haline geldik.
Şimdi konudan dağılmadan gelelim suçlu ilan ettiklerimize.
Bugün birçok genç dijital dünyaya sadece eğlenmek için değil, kaçmak için giriyor.
Gerçek hayatta kendini ifade edemeyen, anlaşılmadığını düşünen ya da değersiz hisseden birçok genç için bu alanlar bir sığınak haline geliyor.
Ve bu da tek bir sebep değil. Sistem gençleri göz göre göre buna itiyor.
Gençler Avrupa’daki yaşıtları gibi dışarda vakit geçirebiliyor mu?
Bilerek mi kendilerini izole ediyorlar, yoksa yapamadıkları için mi?
Cevap çok açık.
Bugün bir gencin dışarı çıkıp arkadaşlarıyla vakit geçirmesi bile ciddi bir maliyet. Bir kahve içmek, sinemaya gitmek, spor salonuna gitmek… bunların hepsi artık birçok genç için lüks haline gelmiş durumda.
Yani sistem, gençleri evde kalmaya itiyor.
Evde kalan genç de doğal olarak en ulaşılabilir şeye yöneliyor: Dijital dünya.
Sonra da dönüp “suç dizilerde, oyunlarda” diyoruz.
Oysa mesele bana göre çok daha açık:
Sorun diziler, filmler, oyunlar değil.
Sorun, gençlerin neden gerçek dünyadan uzaklaşıp o dünyalara daha çok bağlandığı.
Hukukun düzgün işlendiği bir ülkede, cezasızlığın norm olmadığı, kadınları öldürmenin, hayvanlara eziyet edip öldürmenin sıradan olarak kodlanmadığı; güvenlik endişesi, geleceksizlik hissinin baskın olmadığı, sizle aynı olmayanın ötekileştirilmeyip düşmanlaştırılmadığı bir ülkenin toplumunda en vahşet içeren sahneye sahip diziler de oyunlarda büyük bir infial yaratmayacak düzeyde ve kırılgan psikolojileri eyleme dönüştürüp tetiklemekte sınırlı bir etken kalacaktır..
Bu üstte saydığım özelliklere sahip bir ülkenin toplumunda ise en masum bir içerik bile yanlış bir zeminde farklı sonuçlar doğurabilir…
Umarım bir gün tekrar, bu olayların konuşulmadığı bir ülkede yaşarız.
Daha da önemlisi, bu olayların tekrar yaşanma ihtimalinden bile korkmadığımız bir ülkede.
Şimdi soruyorum size asıl suçlu diziler ve oyunlar mıdır? Yoksa gençleri onlara mecbur bırakan sistemin ta kendisi midir? Hangisidir asıl suçlu!