Yozgat Haberleri

Mihrican mı değdi gülün mü soldu hikayesi nedir? Mihrican mı değdi gülün mü soldu türküsünün sözleri

Yozgat yöresine ait dillerden düşmeyen o meşhur türkünün ardında, binlerce yıllık bir efsane ve derin bir felsefe yatıyor. İlkbaharın müjdecisi Nevruz yaygın olarak bilinirken, sonbaharın hüznünü taşıyan 'Mihrican' kelimesinin kökeni ve türküye yansıyan mesajı dikkat çekiyor. Peki, Turabî Dedebaba'nın dizelerindeki bu kadim sır ne anlama geliyor ve asırlık rüzgarlar kime esiyor? İşte bir dönemin yaşam felsefesini yansıtan o eserin hikayesi ve unutulmaz sözleri...

Abone Ol

Yozgat'ın Deremumlu köyünden derlenen "Mihrican Mı Değdi Gülün Mü Soldu" türküsü, sadece melodisiyle değil, taşıdığı derin tarihsel anlamla da öne çıkıyor. Muzaffer Sarısözen tarafından Türk halk müziği repertuvarına kazandırılan bu eser, Hacıbektaş Tekkesi postnişinlerinden Turabî Dedebaba'nın kaleminden dökülen felsefi bir nefes olarak biliniyor.

MİHRİCAN KELİMESİNİN KÖKENİ VE TARİHİ ANLAMI

İslam Ansiklopedisi'nde yer alan tarihi kayıtlara göre Mihrican, İran güneş takviminin yedinci ayı olan Mihr'in 16'ncı günü başlayıp 21'ine kadar süren döneme isim veriyor. İlkbahar ekinoksu olan 21 Mart Nevruz bayramı olarak kutlanırken, sonbahar ekinoksu olan 21 Eylül ise kışın başlangıcı ve Mihrican bayramı olarak kabul ediliyor.

Gündüz ile gecenin eşitlendiği bu tarih, Perslerden Romalılara kadar geniş bir coğrafyada farklı ritüellerle varlığını sürdürdü. Hatta Roma İmparatorluğu'nun Hristiyanlığı kabul etmesiyle birlikte, bu döneme ait kutlamaların zamanla 25 Aralık tarihindeki dini ritüellere evrildiği ifade ediliyor.

MİTOLOJİDE GÜNEŞİN YERALTINA İNİŞİ

Eski İran mitolojisinde gerçeğin ve ışığın tanrısı Mithra'dan türeyen kelime, güneşin kış başlangıcında yeraltına inmesini, yani tabiatın derin bir uykuya dalmasını temsil ediyor. Tarih boyunca şairler ve düşünürler arasında Nevruz mu yoksa Mihrican mı daha değerli tartışmaları yaşandı.

Aristo'nun İskender'e verdiği bir cevapta, kışın gelmesiyle kötülüklerin uykuya daldığını ve günahların azaldığını belirtmesi, sonbaharın faziletini savunanların temel dayanağı oldu. Emevî ve Abbâsî dönemlerinde saraylarda kutlanan bu günler, halk arasında da uzun süre yaşatıldı.

BİR YOZGAT TÜRKÜSÜNDE HAYATIN GERÇEKLERİ

Türküde geçen "Mihrican" ifadesi, eylül ayının gelmesiyle bitkilerin sararmasına ve yaprak dökümüne neden olan soğuk rüzgarları simgeliyor. Turabî Dedebaba, bülbüle benzettiği gönlüyle bir iç muhasebe yaparak, dünya hayatının insanı yaşlandıran ve yıpratan döngüsüne karşı metanet çağrısında bulunuyor.

Eserde, bu rüzgarın değmediği hiçbir canlı olmadığı vurgulanıyor. Feleğin çarkı karşısında insanın duruşu felsefi bir dille anlatılırken, dinleyicilere isyandan uzak durmaları yönünde örtülü bir mesaj veriliyor.

MİHRİCAN MI DEĞDİ GÜLÜN MÜ SOLDU TÜRKÜSÜNÜN SÖZLERİ

İnsanın geçici dünya hayatındaki hüznünü doğanın dönüşümüyle harmanlayan ve nesilden nesile aktarılan o ölümsüz eserin sözleri ise şu şekilde:

Mihrican mı değdi gülün mü soldu

Gel ağlama garip bülbül ağlama

Felek baştan başa kimi güldürdü

Gel ağlama garip bülbül ağlama

Şakı benim şeyda bülbülüm şakı

Bu dünya kimseye kalır mı baki

Sana da mı değdi feleğin oku

Gel ağlama garip bülbül ağlama

Gonca gül açılır har ile geçer

Dertlilerin ömrü zar ile geçer

Turabi biçare serinden geçer

Gel ağlama garip bülbül ağlama