Kahramanmaraş merkezli ağır yıkımın ardından gözler olası bir felaket senaryosu için Marmara Bölgesi'ne çevrildi. Sismik hareketlilik yakından takip edilirken, alanın en yetkin isimlerinden Prof. Dr. Naci Görür'den dikkat çeken bir değerlendirme geldi. En Son Haber'e konuşan Görür, zaman daralırken megakentin güncel dayanıklılık haritasını tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi.

DEPREMİN YAKIN BİR TARİHTE OLMA İHTİMALİ GÜÇLENDİ

Uzman isim, sarsıntının tam olarak ne zaman yaşanacağına dair kesin bir gün verilemeyeceğinin altını bir kez daha çizdi. Ancak istatistiksel verilerin sunduğu tablo oldukça net ve karamsar.

1999 yılından bu yana geçen süreyi işaret eden Görür, önümüzdeki 30 yıl içinde bölgede 7.0 büyüklüğünde bir deprem yaşanma olasılığının yüzde 64 seviyesinde olduğunu hatırlattı. Eldeki bu bilimsel veriler ışığında, İstanbul'da yakın bir tarihte sarsıntı beklentisinin son derece yüksek olduğu belirtildi.

"İSTANBUL DEPREME DİRENÇLİ BİR KENT DEĞİL"

Megakentin yapısal hazırlıkları konusunda çizilen tablo ise oldukça düşündürücü. Bugüne kadar yürütülen çalışmaların şehri tam anlamıyla güvenli bir hale getirmediğini belirten Görür, İstanbul'un depreme dirençli bir kent olmadığını açıkça ifade etti.

Sorumluluğun doğrudan yerel yönetimler ve hükümetin omuzlarında olduğunu hatırlatan uzman isim, yapılan hazırlıkları yetersiz buldu. Görür'e göre sadece binaları yenilemek, kenti büyük bir sarsıntıya hazırlamak için tek başına yeterli bir hamle sayılmıyor.

YERİNDE KENTSEL DÖNÜŞÜM UYGULAMALARINDA ZEMİN RİSKİ

Yürütülen yenileme çalışmalarında yapılan kritik hatalara da geniş yer ayrıldı. Kentsel dönüşümün her bölgede sadece "yerinde dönüşüm" mantığıyla ilerlemesinin kesinlikle yanlış olduğu uyarısı yapıldı.

Her zeminde istenen yapının inşa edilemeyeceğini belirten profesör, yapı-zemin ilişkisinin hayati önem taşıdığını aktardı. Fay hattına veya çürük zeminlere sahip alanlarda yerinde dönüşüm ısrarının ağır bedeller yaratabileceği vurgulandı.

ALTYAPI VE CAN GÜVENLİĞİ ÖN PLANA ÇIKMALI

Yıkımın sadece binalarla sınırlı kalmayacağı; yeraltı suları, ulaşım ağları ve köprülerin de büyük bir tehdit altında olduğu bildirildi. Depremin insanları öldürmemesi halinde altyapı çökmelerinin ikincil felaketler yaratacağı kaydedildi.

Görür'e göre vatandaşlar saatlerce anlatılan fay hatlarının yönünden ziyade, can güvenliklerini nasıl sağlayacaklarını bilmek istiyor. Bilim insanlarının öncelikli görevinin vatandaşa fay kırıklarını değil, deprem dirençli bir kentte nasıl hayatta kalınacağını anlatmak olduğu ifade edilerek yetkililere çağrıda bulunuldu.