Doğup büyüdüğü toprakları, anılarını ve sevdiklerini geride bırakıp sığındığı Anadolu’da sıfırdan bir düzen kuran Filistinli genç , mütevazı lavaş fırınında verdiği yaşam mücadelesiyle dikkat çekiyor.

Tandır Ateşinde Yoğrulan Bir Hayat
Günün henüz aydınlanmadığı ilk saatlerde dükknına adım atan Yaser, un çuvallarını tezgaha döküp hamur teknesinin başına geçiyor. Yoğrulan hamurları titizlikle bezelere ayıran usta, geleneksel el becerisiyle açtığı yufkaları yüksek ısıyla yanan yuvarlak tandır fırınının iç çeperine ustalıkla yapıştırıyor. Birkaç dakika içinde nar gibi kızaran ince tandır lavaşları, tezgahtan alınarak paketleniyor ve tezgahtaki yerini alıyor.
Mahallenin Güler Yüzlü ve Çalışkan Ustası
Sekiz yıl önce geldiği kente kısa sürede uyum sağlayan Yaser, sadece çıkardığı kaliteli ekmekle değil, dürüstlüğü, disiplini ve efendiliğiyle de çevresindeki esnafın takdirini kazanmayı başardı. Bir zamanlar savaşın gürültüsü ve yıkımıyla sarsılan hayatını un kokusu ve tandır ateşiyle yeniden inşa eden Filistinli usta, hem memleketine duyduğu derin hasreti dindirmeye çalışıyor hem de kimseden yardım beklemeden kendi ayakları üzerinde duruyor.
Yozgat sokaklarında tandırın alevine karışan bu çaba, savaşın yerinden ettiği milyonlarca insanın içinden sadece birinin değil, onurlu bir hayat kurma azminin somut bir tablosunu oluşturuyor. Doğduğu topraklardan binlerce kilometre uzakta, tandır sıcağında dökülen her damla alın teri, Yaser’in yaşama olan bağlılığının ve geleceğe duyduğu umudun en net kanıtı olarak fırın tezgahına yansıyor.





