Geçtiğimiz günlerde bir dizi temas ve program gerçekleştirmek üzere Yozgat’a gelen İYİ Parti Kadın ve Aile Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Kevser Ofluoğlu, Türkiye'nin en kritik gündem maddelerinden biri olan nüfus ve aile yapısı üzerine önemli değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasında yalnızca doğan çocuk sayısını değil, bu tablonun gerisinde yatan sosyal ve ekonomik nedenleri masaya yatıran Ofluoğlu, meselenin derinliğine dikkat çekti.

İyi̇ Partili Kevser Ofluoğlu Yozgat'tan Seslendi Türkiye'nin Nüfus Geleceği Tehlikede (1)

"Türkiye'nin Nüfus Meselesi Bir Güven ve Gelecek Sorunudur"

Bugün Türkiye'nin nüfusunu konuşurken sadece rakamlar üzerinden hareket edilemeyeceğini belirten Ofluoğlu, o rakamların arkasındaki insan hayatının ve yaşanan dramların görülmesi gerektiğini ifade etti. Nüfus meselesinin özünde saf bir demografi olayından ziyade derin bir güven meselesi yattığını dile getiren Ofluoğlu, şu tespitlerde bulundu: "Bugün aile kurmayı planlayan vatandaşlarımız yalnızca çocuk sahibi olmayı düşünmüyor. O çocuğu nasıl bir ülkede büyüteceğini, nasıl bir evde yaşayacağını, nasıl bir eğitim alacağını, güven içinde büyüyüp büyüyemeyeceğini ve geleceğe umutla bakıp bakamayacağını düşünüyor."

İnsanların çocuk istemediği için değil; aile kurabilecekleri, çocuklarını güven içinde büyütebilecekleri ve yarından umut duyabilecekleri koşulların her geçen gün zorlaşması nedeniyle bu adımları ertelediğini kaydeden Ofluoğlu, "İşte bu nedenle biz, 'Neden daha fazla çocuk doğmuyor?' sorusundan önce çok daha temel bir soruyu sormak zorundayız: İnsanlar neden aile kurmayı ve çocuk sahibi olmayı her geçen gün daha fazla erteliyor?" diyerek iktidarın bakış açısını sorguladı.

Resmi Rakamlar Alarm Veriyor: 1,42’ye Gerileyen Doğurganlık Hızı

Türkiye’nin demografik yapısının açık bir uyarı niteliği taşıdığını resmi verilere dayanarak anlatan İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Kevser Ofluoğlu, tablonun vahametini gözler önüne seren dört temel rakama dikkat çekti. 2025 yılı verilerine göre Türkiye genelinde 895 bin 374 bebek dünyaya geldiğini, toplam doğurganlık hızının ise tehlikeli bir şekilde 1,42 seviyesine gerilediğini belirtti.

Yaşlı ve çocuk nüfus arasındaki dengenin hızla bozulduğuna işaret eden Ofluoğlu, ülkedeki 65 yaş ve üzerindeki vatandaş sayısının 9 milyon 583 bine ulaştığını vurguladı. Mevcut tabloda yaşlı nüfus oranının yüzde 11.1, çocuk nüfus oranının ise yüzde 20.4 seviyesinde seyrettiğini aktaran Ofluoğlu, mevcut eğilimlerin bu şekilde devam etmesi durumunda yüzyılın sonunda Türkiye nüfusunun yaklaşık 76.8 milyon seviyesine gerilemesinin beklendiğini ifade etti.

Konuşmasında akıllarda kalması gereken dört kritik rakamı —1,42, 895 bin 374, 9 milyon 583 bin ve 76,8 milyon— sırayla yineleyen Ofluoğlu, bu verilerin sadece soğuk istatistikler olmadığını, aksine Türkiye'nin geleceğine dair çok güçlü ve acil bir uyarı niteliği taşıdığını dile getirdi.

Nüfus Politikası Aynı Zamanda Ekonomi ve Sosyal Devlet Politikasıdır

Mevcut demografik krizin yalnızca doğan çocuk sayısıyla açıklanamayacağını savunan Ofluoğlu, nüfus politikasının tek başına ele alınamayacağını belirtti. Nüfus meselesinin doğrudan ekonomi politikası, sosyal devlet politikası, istihdam politikası ve en önemlisi güçlü bir aile politikası olduğunu vurgulayan Ofluoğlu, vatandaşların çocuk sahibi olmadan önce hayatta kalabilmek ve bir düzen kurabilmek adına mücadele ettiğini kaydetti.

Bugün aile kurma çağındaki gençlerin ve vatandaşların önünde çok büyük engeller bulunduğunu belirten Ofluoğlu, yüksek konut maliyetleri, derinleşen hayat pahalılığı, gelir belirsizliği, çocuk bakım giderleri ve yetersiz kreş altyapısının aileleri mutsuz ettiğini söyledi. Bütün bu maddi sıkıntıların ötesinde, toplumsal düzeyde yarına ilişkin ciddi bir güvensizlik ikliminin hakim olduğunu ifade eden Ofluoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Artık aileler yalnızca bugünkü gelirlerini hesaplamıyor. Çocuklarının kreşe başlayacağı günü, okulunu, üniversitesini, meslek sahibi olup olamayacağını, hatta yıllar sonra ev sahibi olup olamayacağını da düşünüyor. İşte bu yüzden bugün bazı aileler ikinci çocuğu istemedikleri için değil, sahip oldukları imkanı ilk çocuklarının geleceğine ayırabilmek için çocuk sayısını artırmıyor. Bu gerçeği doğru okumak zorundayız. Türkiye'nin nüfus sorunu, insanların çocuk istememesi değildir. Türkiye'nin nüfus sorunu, aile kurmayı ve çocuk sahibi olmayı güven içinde planlayamamasıdır."

"Anneler ve Babalar Çocuklarının Güvenliğinden Endişe Ediyor"

Ailelerin yaşadığı gelecek kaygısının yalnızca ekonomik sıkıntılarla açıklanmasının eksik kalacağını belirten Kevser Ofluoğlu, manevi ve güvenlik odaklı tehditlerin de göz ardı edilemeyeceğini ifade etti. Bugün anne ve babaların sadece geçim derdiyle boğuşmadığını, aynı zamanda çocuklarının gelecekteki güvenliğini de derin bir endişeyle düşündüğünü vurguladı.

"İyi bir eğitim alabilecek mi? Güvenli bir çevrede büyüyecek mi? Şiddetten, bağımlılık risklerinden ve dijital dünyanın tehditlerinden korunabilecek mi?" sorularının bugün her ebeveynin aklnında ortak bir endişe yarattığını belirten Ofluoğlu, bu soruların temel cevabının "geleceğe güven" duygusu olduğunu söyledi. İnsanların çocuk sahibi olmaktan değil, çocuklarını belirsizlik ve kaos ortamı içinde büyütmekten korktuğunu dile getirdi.

Gerçek bir nüfus politikasının sadece doğumu teşvik eden hamaset dolu söylemlerden ibaret olamayacağını savunan Ofluoğlu, şu çağrıda bulundu: "Gerçek nüfus politikası; aile kurmayı kolaylaştıran, çocuk büyütmeyi güvenli hale getiren ve geleceğe güven veren güçlü bir devlet politikasıdır."

"Artık Sloganları Değil, Sonuçları Konuşma Zamanıdır"

İktidarın son dönemde aile ve nüfus alanında attığı adımlara da değinen İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Ofluoğlu, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın çalışmalarını bu perspektiften değerlendirdiklerini söyledi. 2025 yılının "Aile Yılı" ilan edilmesini ve ardından 2026-2035 dönemini kapsayan "Aile ve Nüfus On Yılı" vizyonunun açıklanmasını önemsediklerini belirten Ofluoğlu, aileyi güçlendirmeye yönelik her samimi çabanın değerli olduğunu vurguladı.

Ancak gelinen noktada artık sloganların değil, somut sonuçların konuşulması gerektiğini belirten Ofluoğlu, milletin açıklanan kağıt üzerindeki programları değil, kendi mutfağındaki ve hayatındaki gerçek değişimi görmek istediğini ifade etti. Bakanlığa ve iktidara şu net soruları yöneltti:

  • Aile kurmak ekonomik ve sosyal anlamda kolaylaştı mı?
  • Çocuk yetiştirmenin üzerindeki ağır mali yük hafifletildi mi?
  • Çalışan ve çocuğu olan aileler için kreş hizmetlerine erişim yeterince arttı mı?

Kadınların hem iş hayatında aktif kalmasını hem de anneliği birlikte sürdürebilmesini sağlayacak kalıcı yeni imkanlar oluşturuldu mu?

Vatandaşların artık yapılan resmi toplantıların, hazırlanan kalın raporların ya da hedeflenen süslü rakamların sayısıyla ilgilenmediğini dile getiren Ofluoğlu, aile politikalarının gerçek ölçütünün ailelerin günlük hayatında meydana gelen olumlu değişimler olduğunu hatırlattı.

"Türkiye Aileye Güven Vermeden Nüfus Sorununu Çözemez"

Siyaseti yalnızca eksikleri eleştirmek için değil, kalıcı ve gerçekçi çözümler üretmek için yaptıklarını belirten Kevser Ofluoğlu, insanın doğumundan yaşlılığına kadar uzanan güçlü bir sosyal devlet anlayışının şart olduğunu vurguladı. Çocuktan yaşlıya kadar her bireyin kendini güvende hissettiği, ailelerin ekonomik ve sosyal olarak yalnız bırakılmadığı bir Türkiye hedeflediklerini dile getirdi.

Yozgat’tan tüm Türkiye’ye seslenen Ofluoğlu, konuşmasını şu kararlı vurgularla tamamladı:

"Bugün konuştuğumuz dört rakam aslında bize bir tercih yapmamız gerektiğini söylüyor. Ya bu tabloyu seyredeceğiz... Ya da cesur, gerçekçi ve insan odaklı politikalarla Türkiye'nin demografik geleceğini yeniden inşa edeceğiz. Biz ikinci yolu seçiyoruz. Çünkü inanıyoruz ki Türkiye'nin nüfus sorunu çözülebilir. Ama bunun yolu insanlara daha fazla çocuk sahibi olmalarını söylemekten değil, insanların aile kurmaya güven duyacağı şartları oluşturmaktan geçer. Türkiye aile kurmayı kolaylaştırmadan, nüfus sorununu çözemez. Türkiye çocuk sahibi olmayı güvence altına almadan, demografik geleceğini güvence altına alamaz. Ve son sözümüz şudur: Türkiye çocuk istiyorsa, önce aileye güven vermelidir. Türkiye'nin ihtiyacı daha fazla slogan değil; daha güçlü bir sosyal devlet, daha güçlü aileler ve geleceğine güvenen bir toplumdur. Bizim mücadelemiz de tam olarak bunun içindir."

Muhabir: Sevgi AY