Meteoroloji dünyasının yakından izlediği atmosferik değişimler, kurak geçen dönemlerin ardından yağış rejiminde radikal bir kırılmaya işaret ediyor. 2026 senesinin ilk altı aylık diliminde Türkiye genelinde kaydedilen yüksek yağış miktarları, yaklaşan yeni iklim fazının öncüsü kabul ediliyor. TÜBA Çevre, Biyoçeşitlilik ve İklim Değişikliği Çalışma Grubu Üyesi Prof. Dr. Doğan Yaşar, küresel modellerin işaret ettiği bu olağanüstü döngünün ayrıntılarını paylaştı.

MEGA EL NİNO NEDİR VE TÜRKİYE'Yİ NASIL ETKİLEYECEK?

Okyanus sularının mevsim normallerinin üzerine çıkması prensibine dayanan El Nino hadisesi, sıcaklık sapmasının boyutuna göre sınıflandırılıyor. Deniz suyu sıcaklığındaki 1 derecelik tırmanış standart kabul edilirken, 1 ila 2 derece arasındaki sapmalar "Süper El Nino", 2 derecenin üzerindeki olağandışı ısınma ise "Mega El Nino" şeklinde tanımlanıyor. Isınan su kütlesinin buharlaşmayı hızlandırarak yağış bulutlarını beslediğini anlatan Prof. Dr. Yaşar, bu boyuttaki bir doğa olayına yeryüzünün en son 1877 senesinde şahitlik ettiğini belirtti.

Geçmiş kayıtlarda o tarihlerde Asya coğrafyasında, özellikle Çin ve Hindistan'da şiddetli kuraklıkların kayda geçtiğini hatırlatan Yaşar, sürecin güncel yansımalarını şu sözlerle aktardı: "Dünyada 2023 yılında bir Süper El Nino gerçekleşti. Avrupa ve Türkiye çok güzel yağışlar aldı. Türkiye'de ortalama sıcaklıklar 1-2 derece üzerine çıktı. Son yılların en sıcak dönemini yaşadık ve yağışlar da ortalamadan yüzde 12 daha fazla düştü. Yüzde 12 ciddi bir orandır. Bu durum Süper El Nino'nun etkisiydi."

Dünya Meteoroloji Örgütü'nün ilkbahar aylarından bu yana uyarılarda bulunduğunu hatırlatan uzman isim, gerçekleşme ihtimalinin yüzde 40 basamağından yüzde 90 eşiğine fırladığını kaydetti. Kış mevsiminin ılıman bir çizgide ilerleyeceğini dile getiren Yaşar, "Bu sırada müthiş yağışlar alacağız. Ekim ayının ikinci yarısından sonra gerçekten çok güzel yağışlar bekleniyor. Dünya Meteoroloji Örgütü de geçtiğimiz nisan ayından beri Mega El Nino konusunda uyarılarda bulunuyor. İhtimaller önceleri yüzde 40 seviyelerindeyken şu anda yüzde 90'lara çıkmış durumda. Etkisinin dünyanın neresini nasıl vuracağını bekliyoruz ancak Avrupa ve Türkiye adına konuşacak olursam, çok güzel yağışlar alacağımıza ve harika bir dönem yaşayacağımıza inanıyorum" değerlendirmesinde bulundu.

2035 YILINA KADAR TÜRKİYE İÇİN SU KRİZİ GÖRÜNMÜYOR

Doğanın kendi ritmi içinde kuraklık dönemlerinin yerini kaçınılmaz olarak bol yağmurlu yıllara bıraktığına işaret eden Yaşar, önümüzdeki on yıllık ufukta kuraklık korkusunun geride kaldığını vurguladı: "Türkiye genelinde 2035'lere kadar su sorunu yaşamayız. Önümüzdeki 10 yılın en az 7-8 yılı yağışlar ortalamada ya da ortalamaların üzerinde seyredecektir. Dolayısıyla su sıkıntısı çekmeyeceğiz."

Ege Bölgesi'nin su rezervlerini değerlendiren Yaşar, İzmir'in içme suyu ihtiyacını karşılayan Tahtalı Barajı'ndaki doluluk oranının yüzde 46 seviyesine eriştiğini, Gördes Barajı'nda ise hacmin yüzde 30'lara ulaştığını ifade etti. Yaklaşan yağışlarla bu seviyelerin yüzde 70 ile 80 bandına çıkabileceğini belirten iklim uzmanı, rezervlerin dolmasına rağmen tüketim disiplininden taviz verilmemesi gerektiğini "Ne olursa olsun suyumuzu çok dikkatli kullanmamız gerekiyor. Barajlarımız yüzde 100 dolu olsa bile her bir litresini kullanırken çok hassas olmalıyız. Çünkü su varsa devlet vardır; suyun bittiği gün devlet de biter" sözleriyle özetledi.

AŞIRI SAĞANAKLAR VE İZMİR'DEKİ ÇÖKME TEHLİKESİ

Beklenen yüksek debili yağışların yaratacağı en büyük handikap ise şehirlerin dirençsiz altyapılarında gizleniyor. Yoğun su kütlelerinin yerleşim yerlerinde su baskınlarına yol açabileceği uyarısında bulunan Prof. Dr. Doğan Yaşar, özellikle kıyı dolgu alanlarına sahip kentler için kritik bir tablonun altını çizdi.

İzmir'in zemin yapısındaki tehlikeye işaret eden Yaşar, durumu şu ifadelerle açıkladı: "İzmir'in Türkiye'deki başka hiçbir kentte olmayan bir özelliği var. İzmir çöken bir kenttir. Basmane, Alsancak, Karşıyaka ve Bostanlı gibi alanlar eskiden deniz olan, sonradan insan eliyle doldurulmuş yerlerdir. Şu anda Alsancak ve civarı yılda yaklaşık 2 santim çöküyor. Bu çok ciddi bir rakamdır. Kent çöktükçe borular da çöküyor ve deniz suyu karanın içine doğru basmaya başlıyor. Geçtiğimiz yıl bunu yaşadık. Alsancak ve Kıbrıs Şehitleri Caddesi bir anda su altında kaldı. Bütün İzmir'in topoğrafya haritası çıkarılmalıdır. Nerenin ne kadar çöktüğü ve ne yapılması gerektiği tespit edilmelidir. Her yıl 2 santim çöktüğümüz için daha da ileri gidecektir."

Muhabir: Haber Merkezi