Günümüzde görsellere ulaşmanın hiç olmadığı kadar kolaylaştığını vurgulayan Doç. Dr. Kutlu, bu durumun beraberinde ciddi bir yüzeysellik sorunu getirdiğini dile getirdi. Sosyal medyanın bilgiye erişimi hızlandırdığını kabul eden Kutlu, ancak bu hızın sanat eserlerini okuma, anlama ve yorumlama becerisini zayıflattığını ifade etti. Doç. Dr. Kutlu’ya göre sorun, görsel bolluğu değil bu bolluğun emeksiz ve düşünmeden tüketilmesi ve Sanat Tarihinin, sadece bakmakla değil, görmeyi öğrenmekle mümkün olduğunun altını çizdi.

Sosyal Medya Sanat Tarihini De Vurdu (1)

Sanat Tarihi Bakmak Değil, Görmeyi Öğrenmektir

Doç. Dr. Mehmet Kutlu, sanat tarihinin kapsadığı alanlara değinerek, bu disiplinin arkeolojiden ayrılan yönlerini de net biçimde anlattı. Hristiyanlık sonrası dönemden itibaren kiliseler, manastırlar, İslami dönemde ise camiler, hanlar, hamamlar ve konakların sanat tarihinin temel inceleme alanları olduğunu belirtti. Bunun yanı sıra halıdan çiniye, seramikten ahşap işçiliğine kadar el sanatlarının da bu alanın vazgeçilmez parçaları olduğunu ifade etti.

Doç. Dr. Kutlu’ya göre sosyal medya, bu eserlerin görüntülerine ulaşmayı kolaylaştırsa da asıl mesele o görüntülerin arkasındaki kültürü çözebilmek. Bir camiye ya da mezar taşına bakan sanat tarihçisinin, eserin dönemini, estetik anlayışını ve ustalığını okuyabildiğini ifade eden Kutlu, “Bakmakla görmek arasındaki fark tam da burada ortaya çıkıyor” dedi. Eğitim olmadan bu derinliğin yakalanamayacağını vurguladı.

Sosyal Medya Sanat Tarihini De Vurdu (2)

Sosyal Medya Bilgi Veriyor Ama Derinlik Sunmuyor

Sosyal medyanın sanat tarihi açısından çift taraflı bir etkisi olduğunu belirten Doç. Dr. Kutlu, bu mecraların ön bilgi edinmek için faydalı olduğunu ancak uzmanlaşma sağlamadığını dile getirdi. İnsanların artık başka ülkelere gitmeden, farklı kültürlerin sanatını görebildiğini hatırlatan Doç. Dr. Kutlu, buna rağmen bu kolaylığın çoğu zaman yüzeyde kaldığını vurguladı.

Yozgat'ın Meşhur Yemeği Çiğnenmeden Yutuluyor: Arabaşı Çorbası 2013'te Tescili Aldı
Yozgat'ın Meşhur Yemeği Çiğnenmeden Yutuluyor: Arabaşı Çorbası 2013'te Tescili Aldı
İçeriği Görüntüle

Algoritmaların, kullanıcıya sürekli sevdiği içerikleri sunmasının bir dopamin bağımlılığı yarattığını ifade eden Doç. Dr. Kutlu, bunun düşünmeye, okumaya ve araştırmaya zaman bırakmadığını belirtti. “Bir videodan diğerine geçerken saatler akıp gidiyor. Gün bitiyor ama zihinsel bir derinlik oluşmuyor” sözleriyle durumu özetleyen Doç. Dr. Kutlu, sosyal medyanın sanat tarihini öğretmediğini, yalnızca temas ettirdiğini belirtti.

Sosyal Medya Sanat Tarihini De Vurdu (4)

Kütüphane Olmadan Sanat Tarihi Olmaz

Doç. Dr. Kutlu’ya göre sanat tarihi, ancak emekle ve araştırmayla derinleşebilen bir alan. Sosyal medyanın tek başına yeterli olmadığını, kütüphane çalışmalarıyla desteklenmeyen bilginin kalıcı olamayacağını söyledi. Belgesellerin ve uzman anlatımlarının değerli olduğunu kabul eden Doç. Dr. Kutlu, yine de bunların kitap okuma ve araştırmanın yerini tutmadığını ifade etti.

Sanatla kurulan ilişkinin yalnızca izleyici düzeyinde kalmaması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Kutlu, üretmenin önemine de dikkat çekti. Çini, seramik, ahşap oyma gibi kursların hem stresi azalttığını hem de insanın estetik algısını geliştirdiğini belirtti.

Ustalık Yılların Birikimiyle Oluşur

Konuşmasının sonunda ustalık kavramına değinen Doç. Dr. Kutlu, sanat eserlerine bakarken sıkça sorulan “Bunu nasıl yapmışlar?” sorusunun cevabının uzun yıllara dayanan birikimde saklı olduğuna dikkat çekti. Bir işin kısa sürede yapılmasının, o işin arkasında onlarca yılın emeği olmadığı anlamına gelmediğini belirten Doç. Dr. Kutlu, sanat tarihinin de böyle bir sabır ve süreklilik gerektirdiğini ifade etti.

Doç. Dr. Kutlu’ya göre sosyal medya doğru kullanıldığında bir başlangıç noktası olabilir. Ancak gerçek anlamda sanat tarihi bilgisi, ancak emekle, merakla ve araştırmayla mümkün. Aksi halde sanat, hızla tüketilen bir görselden öteye geçemiyor.

Muhabir: Sevgi Ay