Yozgat’ın gündelik hayatında kendine özgü bir yer edinen Güllü Hala, geride yalnızca onu tanıyanların hatıralarını değil, şehrin sokaklarına ve insanlarına dair birbirinden renkli hikayeleri de bıraktı.
Kan bağı olmayan insanlarla da güçlü dostluklar kuran Güllü Hala, özellikle Yozgat Merkez’deki Abide İşhanı sakinleri tarafından yakından tanınıyor ve sahipleniliyordu. Ramazan aylarında bazı ailelerin onu evlerinde misafir ettiği, ihtiyaç duyduğunda çevresindeki insanların yanında olduğu öğrenildi.
Hayatı boyunca kendi emeğiyle ayakta kalmaya çalışan Güllü Hala, evlere temizliğe giderek geçimini sağladı. Çalıştığı yerlerde işini yarım bırakmayan, emeğini esirgemeyen Güllü Hala’nın en belirgin özelliklerinden biri de kanaatkârlığıydı.
Saat kullanmayan Güllü Hala için ezan, adeta zamanın ölçüsüydü. Elektrik parasının fazla gelmemesi için evinde yalnızca bir odanın ışığını yakması, onun hayatı boyunca sürdürdüğü tutumun dikkat çekici örneklerinden biri olarak anlatılıyor.
Çalışmaya gittiği evlerde yemek vakti geldiğinde ise sevdiği yiyecekleri tercih etmesine rağmen masraf çıkarmamak için çoğu zaman ekmek-soğan veya peynir-ekmek istediği ifade ediliyor. Kendi deyimleriyle “döner merdiven” olarak adlandırdığı döneri, “mahmacun” dediği lahmacunu, “sarı kola” olarak isimlendirdiği Fanta’yı ve “cibis” olarak söylediği cipsi sevmesine rağmen bunları istemeye çekindiği anlatılıyor.



