Binaların şekillenmesinde doğrudan rol oynayan bazı kritik görevler, günümüzde tamamen farklı bir boyut kazanmış durumda. İnsan gücüne dayalı çalışma alanlarında meydana gelen bu köklü değişim, gelir standartlarını da baştan aşağı yeniden şekillendiriyor.
Diplomanın Hükmü Şantiyede Geçmiyor
Yozgat’ta kışlar sert, inşaat sezonu ise kısadır. Bu dar vakitte işleri toparlamaya çalışan yüklenici firmalar, bugünlerde demir, çimento veya kum fiyatlarından ziyade insan kaynağı bulamamaktan dert yanıyor. Bir dönemin gözden düşen bedensel işleri, şimdilerde altın yumurtlayan tavuğa dönüşmüş vaziyette. Yozgatlı bir genç dört yıl üniversite okuyup takım elbisesiyle bir ofiste iş bulduğunda kazandığı para ortadayken; çamurun, harcın içinde nasırlı elleriyle kalıp çakan bir işçinin aylık kazancı dudak uçuklatıyor.

Aylık Gelir 177 Bin Lirayı Buluyor
Evet, yanlış duymadınız. Şu an Yozgat sokaklarında yükselen bir apartmanın fayanslarını döşeyen, ince işçiliğini yapan bir zanaatkarın günlüğü ortalama 6-7 bin lira civarında seyrediyor. Ustalığını konuşturan, işi temiz teslim eden bu kişiler ayda 177 bin lira gibi bir meblağı ceplerine koyabiliyor. Yeni mezun bir şantiye şefinin veya mimarın üç dört katı para kazanan bu emektarlar, aslında piyasanın gerçek patronları haline gelmiş durumda. Emek ve alın teri, yıllar sonra hak ettiği maddi değere belki de ilk kez bu kadar net ulaştı.
Eski Topraklar Direniyor, Çırak Aranıyor
Kazanç bu kadar cezbedici olmasına rağmen gençler neden bu işlerden kaçıyor? Maalesef bedensel yorgunluk ve toplumdaki "statü" algısı gençleri bu mesleklerden uzaklaştırıyor. Şantiye sahalarına şöyle bir baktığınızda çalışanların neredeyse tamamının saçlarına ak düşmüş, yaşını başını almış, 50'li yaşlarına gelmiş ustalar olduğunu görüyorsunuz. Arkadan bu işi devralacak, eline malayı alıp hevesle işe girişecek bir çırak bulmak samanlıkta iğne aramaktan farksız.
Sistemin Tıkanma Noktası
Hal böyle olunca Yozgat'taki müteahhitler kara kara düşünüyor. Elinde sermayesi olan iş insanı, projeyi çizen mimar var ama o projeyi ete kemiğe büründürecek işçi yok. Süreç uzadıkça maliyetler şişiyor. Eğer meslek liseleri ve çıraklık sistemleri acilen canlandırılmazsa, çok değil beş on yıl sonra parasıyla dahi ev tamir ettirecek birini bulmak tamamen bir hayale dönüşecek.


