Akaryakıt maliyetlerini düşürmek isteyen pek çok sürücü, gaz pedalına daha az basarak düşük süratlerde seyretmenin doğrudan cebine fayda sağlayacağına inanır. Ancak otomotiv mühendisliği disiplininden gelen son veriler bu yaygın varsayımı bütünüyle boşa çıkarıyor. Bilimsel laboratuvar testleri, motorun ideal çalışma devrine ulaştığı ve rüzgarın aracı geri itecek kuvvete henüz erişmediği o kusursuz denge noktasının, ekonomik sürüşün asıl şifresi olduğunu belgeliyor.
YAKIT TÜKETİMİNİ MİNİMUMA İNDİREN İDEAL HIZ: 70 KM/SAAT
Fransız teknik araştırma kurumu Cerema tarafından gerçekleştirilen detaylı analizler, hız göstergesi ile harcanan enerji miktarı arasındaki ilişkinin düz bir mantıkla ilerlemediğini kanıtladı. Uzmanların çizdiği istatistiksel grafikte tüketim eğrisi net bir "U" harfi şeklini alıyor. Bir başka deyişle, otomobili haddinden fazla yavaş kullanmak da, yüksek limitleri zorlayarak sürmek de yakıt faturasını doğrudan kabartıyor. Hem motorun en rahat nefes aldığı hem de aktarma organlarının maksimum verime ulaştığı saatte 70 kilometrelik tempo, depodaki yakıtın en uzun süre dayandığı altın oran olarak kayıtlara geçti.
ŞEHİR İÇİNDEKİ DÜŞÜK SÜRAT NEDEN DAHA MASRAFLI?
Şehir içi trafiğinde saatte 30 veya 40 kilometre hızla seyretmek, kağıt üzerinde daha masrafsız bir tercihmiş izlenimi yaratabilir. Gerçekte ise alt viteslerde gereğinden uzun süre kalmak, motorun vadedilen potansiyel verimliliğine ulaşmasını engelliyor. Taşıtların harcadığı enerji her 100 kilometrelik standart mesafe baz alınarak hesaplandığı için, çok ağır bir tempoyla aynı güzergahı katetmek motorun fiili çalışma süresini ciddi oranda uzatıyor. Buna bir de sıkışık trafikteki kaçınılmaz dur-kalk hareketleri ve ani frenlemeler eklendiğinde, kilometrede yakılan miktar bir anda yukarı fırlıyor.
HIZ ARTTIKÇA DEVREYE GİREN GİZLİ DÜŞMAN: HAVA DİRENCİ
İbrenin 70'i geçmesiyle birlikte sürüş fiziki yeni bir evreye giriyor ve sürücünün karşısına güçlü bir aerodinamik bariyer çıkıyor. Araç hızlandıkça göğüslediği rüzgar sürtünmesi doğrusal bir grafik çizmiyor; tam aksine katlanarak artan agresif bir şiddetle otomobili yavaşlatmaya çalışıyor. Cerema'nın raporunda yer alan çarpıcı bir detay bu durumu özetlemeye yetiyor: Otobanda seyrederken hızı saatte 100 kilometreden 120 kilometreye çıkarmak, motora binen rüzgar yükü sebebiyle yakıt sarfiyatını tek kalemde yaklaşık yüzde 20 civarında artırabiliyor.
ELEKTRİKLİ OTOMOBİLLERDE DE TEMEL KURAL DEĞİŞMİYOR
İçten yanmalı motor teknolojisi için geçerli olan bu fizik yasaları, yollara yeni çıkan elektrikli araçlarda da tablonun seyrini değiştirmiyor. Bataryadan güç alan modellerde limitlerin zorlanması, yakıt göstergesinin hızla düşmesi yerine menzilin dramatik şekilde erimesine yol açıyor. Örneğin saatte 110 kilometre hızda optimum sürüş menzili sunan bir elektrikli otomobil, sürücü 130 kilometre hıza ulaştığında şarj kapasitesini çok daha hızlı tüketiyor. Araştırmacılar; her otomobilin toplam ağırlığı, aerodinamik yapısı ve motor-şanzıman uyumu farklı olduğu için herkese uyacak tek bir sihirli rakamın olmadığını hatırlatıyor. Yine de bütçesini korumak isteyenler için; agresif hızlanmalardan uzak durmak, yüksek devir çevirmemek ve açık yolda sabit bir ritimle ilerlemek en geçerli kural olmaya devam ediyor.




