6 Şubat depremlerinde 11 ilde yaklaşık 40 bin binanın yıkıldığı, 200 binden fazla yapının ağır hasar aldığı hatırlatılan açıklamada, kaybedilen insanlar saygıyla anılırken, yaşanan büyük yıkımın nedenlerinin bir kez daha kamuoyunun gündemine taşınması gerektiği ifade edildi.
“Deprem Değil, İhmaller Öldürüyor”
Açıklamada, depremin Türkiye için beklenmedik bir doğa olayı olmadığına dikkat çekilerek, asıl yıkımın yapı üretimindeki kalite eksikliği, yetersiz denetim ve risk azaltma politikalarının uygulanmamasından kaynaklandığı belirtildi. Aynı büyüklükteki depremlerin farklı ülkelerde bu denli yıkıcı sonuçlar doğurmamasının, sorunun doğadan değil insan eliyle yaratılan hatalardan kaynaklandığını açıkça ortaya koyduğu vurgulandı. Son yıllarda yaşanan orta büyüklükteki depremlerin bile ciddi hasarlara yol açtığına dikkat çekilen açıklamada, Balıkesir Sındırgı ve Silivri açıklarında meydana gelen depremler örnek gösterilerek, yapı stokunun kırılganlığına işaret edildi. Türkiye’deki mevcut yapı stokunun önemli bir bölümünün hâlâ yüksek deprem riski taşıdığına dikkat çekilen açıklamada, özellikle 2000 yılı öncesi inşa edilen binaların büyük bir tehdit oluşturduğu belirtildi. Son 25 yılda çıkarılan imar affı düzenlemeleriyle mühendislik hizmeti almamış yapıların yasal hale getirilmesinin riski daha da artırdığı vurgulandı. TBMM Kahramanmaraş Depremleri Araştırma Komisyonu raporuna göre ülke genelinde milyonlarca konutun acilen dönüştürülmesi gerektiği hatırlatılırken, buna rağmen hala şeffaf ve bütüncül bir yapı envanterinin oluşturulmadığına dikkat çekildi.
Kentsel Dönüşüm Değil Adeta Rant Yarışması
Açıklamada, uzun yıllardır uygulanan kentsel dönüşüm politikalarının deprem riskini azaltmaktan çok, yüksek rant getirisi olan bölgelerde parsel bazlı yenilemelere dönüştüğü ifade edildi. Gerçek bir dönüşümün; zemin yapısından nüfus yoğunluğuna, ulaşım altyapısından toplanma alanlarına kadar birçok unsuru kapsayan kamusal bir planlama anlayışıyla ele alınması gerektiği vurgulandı. Deprem sonrası en çok tartışılan konulardan biri olan toplanma alanlarının da ciddi bir sorun olmaya devam ettiğine dikkat çekilen açıklamada, birçok kentte bu alanların ya yetersiz olduğu ya da imar değişiklikleriyle yapılaşmaya açıldığı ifade edildi. Toplanma alanlarının yalnızca boş alanlar değil, temel ihtiyaçları karşılayacak altyapıya sahip olması gerektiği hatırlatıldı.
“Afetler Kader Değildir”
Açıklamanın sonunda TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası, afetlerin kader olmadığını vurgulayarak şu çağrıda bulundu: “Bilimi, mühendisliği ve kamusal sorumluluğu esas almayan politikaların bedelini toplum olarak ödüyoruz. Ülke genelinde güncel ve şeffaf bir yapı envanteri oluşturulmalı, kentsel dönüşüm risk temelli bir kamu politikası olarak ele alınmalı, yapı üretiminin tüm aşamaları sıkı şekilde denetlenmelidir.” 6 Şubat’ta yaşamını yitirenlere karşı en büyük sorumluluğun, benzer acıların yeniden yaşanmaması için bugünden harekete geçmek olduğu vurgulandı.



