Etrafındaki platolara nispeten çukurda kalan Yerköy ovası, Yozgat il sınırları içerisindeki en düşük yağış ortalamasına sahip, meteorolojik anlamda en kadersiz bölgedir. Yaz aylarında termometrelerin tavan yaptığı bu havzada, aylarca tek bir yağmur damlasının düşmediği, toprağın sıcaktan yarılarak devasa çatlaklar oluşturduğu dönemler sıklıkla yaşanır. Kışın yağan karın hızla erimesi ve bahar yağmurlarının yetersizliği, bölgeyi sürekli bir kuraklık stresi altında yaşamaya mahkum eder.
Kızgın Güneşin Altında Yeşeren Umutlar
Yerköy'ün gökyüzünden yana yüzü gülmeyen bu talihsiz konumu, Delice Irmağı'nın cılız sularıyla bir nebze olsun ferahlamaya çalışsa da, tarım alanlarının büyük bir kısmı tamamen susuzluğa terkedilmiş durumdadır. Çiftçiler için bu bölgede tarım yapmak, doğayla girilen amansız bir bilek güreşine benzer. Suyun her bir damlasının altın değerinde olduğu bu sarı topraklarda, suyu hoyratça tüketen bitkilerin hayatta kalma şansı sıfırdır. Ancak Orta Anadolu insanının o bitmek bilmeyen azmi, bu kurak toprakları verimsiz bir çöle dönüşmekten kurtarmış ve ona has bir tarım kültürü inşa etmiştir.
Altın Başaklar ve Çölün Tatlı Hediyesi Kavunlar
Yerköy'ün bu yağmursuz ve kavurucu iklimi, aslında tahıl tarımı için mükemmel bir fırın görevi görmektedir. Köklerini toprağın derinliklerindeki neme ulaştırmayı başaran buğday ve arpa başakları, yazın o sert güneşi altında altın sarısı rengini alarak en yüksek protein oranlarına ulaşır. Nem olmaması nedeniyle ekinlerde mantar veya pas hastalıkları görülmez, tertemiz bir hasat elde edilir. Daha da önemlisi, su fakiri olan bu topraklarda yetişen Yerköy kavunlarıdır. Çorak ve kuru toprak, kavunun içindeki şeker miktarını adeta kristalize ederek o dillere destan rayihasını ve keskin tatlılığını ortaya çıkarır. Suyu bol bulan bitkilerin tatsızlaşma eğilimine inat, Yerköy'ün kuraklıktan çatlamış arazileri, Türkiye'nin en lezzetli ve aromalı kavunlarını sofralarımıza sunarak kendi şanssızlığını adeta bir zafere dönüştürür.


