Hastaneden yapılan açıklamaya göre kıkırdak dokusu, eklemlerin ağrısız ve akıcı biçimde hareket etmesini sağlayan temel yapılardan biri. Ancak bu dokunun kanlanmasının çok sınırlı olması, oluşan hasarın kendiliğinden iyileşmesini zorlaştırıyor. Spor yaralanmaları, menisküs problemleri, aşırı yüklenme, fazla kilo ve yaşa bağlı kireçlenme gibi nedenlerle ortaya çıkan kıkırdak kaybı zaman içinde ilerleyebiliyor.
Erken ve orta evrede biyolojik seçenekler öne çıkıyor
Doç. Dr. Ünal, kıkırdak hasarının derecesinin tedavi planını belirleyen en önemli unsur olduğunu vurguladı. Erken ve orta evre osteoartrit yani kireçlenme hastalarında PRP, kök hücre uygulamaları ve diğer biyolojik yöntemlerin eklemdeki bozulma sürecini yavaşlatmayı hedeflediğini aktardı.
"Eklem koruyucu" yaklaşımın ileri evrelerde doğrudan protez uygulamasına yönelmek yerine, uygun hastalarda biyolojik ve rejeneratif tedavilerle eklemin mevcut yapısını korumayı amaçladığını kaydeden Ünal, bu yöntemlerin özellikle travmaya bağlı sınırlı kıkırdak hasarı bulunan genç ve orta yaş hastalarda daha başarılı sonuçlar verebildiğini ifade etti.
Protez ameliyatını geciktirmek isteyen 50-65 yaş arası bireylerde yaşam kalitesini korumaya yardımcı olabilen bu tedaviler, daha önce menisküs ameliyatı geçirmiş ve sonrasında kıkırdak sorunu gelişmiş hastalarda da uygun hasta seçimi yapıldığında fayda sağlayabiliyor.
"Mucize yöntem" algısı yanıltıcı
Biyolojik tedavilerin zaman zaman "kıkırdağı tamamen yenileyen mucize yöntemler" gibi algılanabildiğine dikkat çeken Ünal, bunun doğru bir yaklaşım olmadığını belirtti. Bazı hastalarda ağrının belirgin şekilde azalabildiğini, bazılarında ise daha sınırlı fayda görülebildiğini söyledi.
Temel amacın eklemdeki bozulma hızını azaltmak, fonksiyonu korumak ve uygun hastalarda protez ihtiyacını geciktirmek olduğunu vurgulayan Ünal, tedavi sonrası süreçte düzenli egzersiz, kas güçlendirme, kilo kontrolü ve eklemi aşırı zorlayan aktivitelerden kaçınmanın büyük önem taşıdığını kaydetti.
Bu belirtilerde ortopedik değerlendirme şart
Doç. Dr. Ünal, uzun süre devam eden diz, kalça veya omuz ağrısı, merdiven inip çıkarken zorlanma, takılma hissi, şişlik ve hareket kısıtlılığı gibi belirtilerde ortopedik değerlendirme yapılması gerektiğini belirtti. Özellikle diz çevresi kaslarının güçlendirilmesinin eklem üzerine binen yükün azalmasına katkı sağlayabileceğini ifade etti.
PRP, kök hücre uygulamaları ve diğer biyolojik yöntemlerin uygun hastalarda ağrının azaltılması, fonksiyonun korunması ve protez ihtiyacının ertelenmesi açısından değerlendirilebilen eklem koruyucu seçenekler arasında yer aldığını aktaran Ünal, tedavi kararının hastanın yaşı, şikayetleri, görüntüleme bulguları, eklem yapısı ve yaşam beklentileri birlikte değerlendirilerek kişiye özel planlanması gerektiğini sözlerine ekledi.





