Türkiye’de aile birliğinin ekonomik ve sosyal temellerine yönelik hukuki kriterleri yeniden şekillendirecek emsal bir karara imza atıldı. Edinilen bilgilere göre, evliliklerinde uzun süredir ekonomik ve duygusal problemler yaşayan genç çift, bir süre sonra aynı evin içinde adeta iki yabancı gibi yaşamaya başladı. Evlilik birliğinin sürdürülemez hale gelmesi üzerine genç kadın, Aile Mahkemesi’ne müracaat ederek boşanma davası açtı. Davacı kadın mahkemedeki ifadesinde; eşinin sürekli olarak alkol aldığını, kendisine yönelik ağır hakaret ve küfürlerde bulunduğunu dile getirdi. Maddi olarak evin temel ihtiyaçlarını karşılamadığını belirten kadın, eşinin iş şartlarını sürekli bahane ederek istifa ettiğini ve düzenli bir iş hayatının olmadığını vurguladı. Davalı koca ise iddiaları reddederek davanın reddini talep etti ancak yerel mahkeme kadını haklı bularak boşanmaya hükmetti.
Yargıtay Son Noktayı Koydu: Ekonomik Görevlerin İhmali Geçimsizlik Sebebi
Yerel mahkemenin boşanma kararına itiraz eden davalı erkek, dosyayı temyiz incelemesi için Yargıtay’a taşıdı. Dosyayı titizlikle inceleyen Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, evlilik birliğinde eşlerin birbirlerine karşı sadece manevi değil, ekonomik olarak da sorumlulukları olduğunu hatırlatan tarihi bir gerekçeyle temyiz talebini reddetti. Yargıtay kararında, eşine ilgi göstermemenin yanı sıra keyfi nedenlerle sürekli iş değiştirmenin ve bir iş yerinde dikiş tutturamamanın evlilik birliğini temelinden sarsan bir davranış modeli olduğu açıkça ifade edildi. Yüksek mahkeme, erkeğin bu tutumuyla aile birliğine dair maddi ve manevi yükümlülüklerini çok ağır şekilde ihlal ettiğine hükmederek yerel mahkemenin boşanma kararında hiçbir isabetsizlik görülmediğini tescilledi.
"Ortak Hayatın Devamına İmkan Kalmamıştır"
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin gerekçeli kararında, evlilik birliğinin temel taşlarına vurgu yapılarak şu ifadelere yer verildi: "Davalı erkeğin, evliliğin fiilen devam ettiği süreç boyunca aile birliği görevlerini ağır şekilde ihmal ettiği, eşine gereken sevgi ve ilgiyi göstermediği, sürekli alkol kullandığı, düzenli bir iş hayatının bulunmadığı ve sürekli iş değiştirdiği sabittir. Taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizliğin mevcut olduğu ortadadır." Bu karar, özellikle çalışma hayatında istikrar sağlamayan ve bu durumu alışkanlık haline getirerek ailesini maddi yoksunluğa iten eşlerin, hukuki olarak "tam veya ağır kusurlu" sayılacağını gösteren bir dönüm noktası oldu.



