Bir şehir, aynı siyasi yüzler etrafında dönerek gerçekten gelişebilir mi, yoksa sadece aynı döngüyü mü tekrar eder?
Siyaset, doğası gereği bir hizmet alanıdır; ama aynı zamanda bir dönüşüm ve değişim alanı olmalıdır. Ancak Türkiye’de özellikle yerel yönetimlerde sıkça gördüğümüz bir gerçek var: Koltuklar zamanla “hizmet makamı” olmaktan çıkıp “kalıcı bir pozisyon” algısına dönüşebiliyor.
Yozgat gibi küçük şehirlerde bu durum daha görünür hale geliyor. Uzun yıllar siyaset yapmış, belediye başkanlığı görevinde bulunmuş ve tekrar tekrar aday olmuş isimler üzerinden yürüyen bir döngü var. Kazım Arslan da bu döngünün en bilinen örneklerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.
Sorun şu ki: Bir siyasetçi ne kadar deneyimli olursa olsun, neden sürekli aynı isimler etrafında bir siyasal alan daralması oluşuyor?
Elbette görev aşkı önemlidir. Bir insanın yıllarca aynı şehre hizmet etmek istemesi, siyaseti bırakmak istememesi anlaşılabilir. Hatta ilk bakışta “istikrar” gibi de görülebilir. Ancak siyaset sadece istikrar değildir. Aynı zamanda yenilenme zorunluluğudur.
Demokrasi dediğimiz sistem şu değildir : “en tecrübelinin hep kazanması” Demokrasi, farklı fikirlerin, farklı yüzlerin ve yeni aktörlerin sahneye çıkabildiği bir rekabet alanıdır. O yüzden zaten belirli seneler aralığında yapılmasının mantığıda budur... halk bi de şuna bakalım bi de şunu deneyelim der.. çoğu kişi bunun deneme yanılma tahtası olmadığını , bilinen yüz bilinmeyenden iyidir mottosu ile oy verebilir ama demokrasi de işte bu değil midir?
Eğer bu alanlar sürekli aynı isimler tarafından domine edilirse, burada artık bir “demokratik çeşitlilikten” ziyade , bir “siyasal alışkanlıktan” söz etmek gerekir.
Bana soracak olursanız siyasette en tehlikeli şeylerden biri “alternatifsizlik hissidir”. Seçmenin zihninde “başkası yok ki ama kime verelim” algısı oluştuğu anda, demokrasi formel olarak var olsa bile içerik olarak zayıflar. Çünkü yarış değil, tekrar başlar..
Deneyimli siyasetçilerin varlığı elbette bir zenginliktir. Ancak bu deneyim, sürekli ve tek seçenekli bir adaylığa dönüşüyorsa, burada artık “katkı” ile “tekelleşme” arasındaki çizgi bulanıklaşır.
Yozgat’a baktığınızda yıllar içinde değişen şeyler elbette var; Ancak sokak seviyesinde, günlük yaşamda ya da şehrin genel gelişim hızında hissedilen büyük bir sıçrama görmek çok zor.
Memleketten yıllar önce ayrılmış birinin “Yozgat nasıl?” sorusuna hala “bildiğin gibi” cevabını alması ya da uzun zaman sonra memleketine dönen birinin “çok da değişmemiş” hissiyle karşılaşması, aslında sadece nostaljik bir cümle değildir. Bu tür ifadeler, şehirdeki değişimin algılanma biçimine dair de bir gösterge sunar.
Asıl mesele sadece fikirlerin değil, aktörlerin de uzun yıllar boyunca değişmeden aynı sahnede kalmasıdır. Seçimler yapılsa da, adaylar ve siyasal figürler büyük ölçüde aynı kaldığında ortaya çıkan tablo da kaçınılmaz olarak benzerleşir.
Ve belki de en doğru ifade şudur: Tarih birebir tekrar etmez; ama siyasal alışkanlıklar değişmediğinde, seneler geçse de farklı zamanlarda hep benzer sonuçlar üretir ve biz buna sadece “tekerrür” deriz..