Türkü dendiğinde akla gelen ilk şehirlerden biri olan Yozgat, yüzyıllardır süregelen zengin müzik geleneğiyle Anadolu'nun en özel kültür hazinelerinden birini barındırıyor. Bozok Yaylası'nın bağrından kopan, kimi zaman bir sevda uğruna yanıp tutuşan bir ozanın, kimi zaman askere giden eşinin yolunu gözleyen bir gelinin, kimi zaman da gurbet elde son nefesini veren bir gencin dilinden dökülen bu türküler, bugün hâlâ aynı duyguyla söylenmeye devam ediyor.
İşte Yozgat denince akla gelen en sevilen 10 türkü ve her birinin ardında yatan o dokunaklı hikayeler...

1. Dersini Almış da Ediyor Ezber (Yozgat Sürmelisi)
Yozgat türküleri arasında belki de en bilineni olan bu eser, 19. yüzyıl sonlarında yaşanan gerçek bir sevdanın ürünüdür. Sürmeli Bey adında yanık sesli bir halk ozanı, Bozok Yaylası'nda sürüsünü otlatırken Türkmen Beyi'nin Hüda'dan sürmeli güzel kızına sevdalanır. Sazını alıp dağlara düşen Sürmeli Bey'in aşkı, beylerin ve ağaların araya girmesine rağmen karşılık bulamaz. Bey, bir çobana kızını vermeye yanaşmaz.
Türkü, Karacaoğlan'ın bir koşmasından esinlenilmiş, 1930'lu yıllarda Yozgatlı Hafız Süleyman Efendi tarafından taş plağa okunmuştur. "Dersini almış da ediyor ezber, sürmeli gözlerin sürmeyi neyler" dizeleri, imkansız bir aşkın asırlık feryadı olarak kulaktan kulağa aktarılmıştır.

2. Çamlığın Başında Tüter Bir Tütün (Ziya Türküsü)
Yozgat'ın Karacalar Köyü'nde yaşayan Ziya adında kara yağız, yakışıklı bir delikanlı, komşu köyden Fikriye'ye sevdalanır. İki genç nişanlanır ancak yoksulluk peşlerini bırakmaz. Ziya, nişanlısına bir çift altın küpe dahi alamamanın derdiyle kıvranırken bir gün cirit oynarken attan düşer ve ağır yaralanır. Başka bir rivayete göre ise nişanlısını kıskanan biri tarafından bıçaklanır.
Ameliyat masasından kalkamayan Ziya'nın ardından Fikriye, acısını bu yanık ağıtla dile getirir. "At üstünde guşlar gibi dönen yar, gendi gedip ehbapları kalan yar" nakaratıyla söylenen türkünün tamamı 30 kıtadır ve Yozgat düğünlerinin, muhabbet sofralarının vazgeçilmezidir.

3. Hastane Önünde İncir Ağacı
Yozgat'ın Akdağmadeni ilçesinde doğan bu ağıt, 20. yüzyıl başlarında yaşanmış yürek burkan bir öyküyü anlatır. Komşu kızıyla beşik kertmesi olan genç bir delikanlı, askerlik görevi sırasında o dönemin amansız hastalığı olan vereme yakalanır. Hava değişimiyle memleketine gönderilse de sözlüsünün ailesi, hastalığın bulaşıcı olmasından korkarak genci kızlarına yaklaştırmaz.
Tedavi için İstanbul'a gönderilen genç, hastane penceresinden gördüğü incir ağacından ilham alarak bu türküyü yakar. "Doktor bulamadı bana ilacı, baştabip geliyor zehirden acı" dizeleriyle ölüme meydan okuyan genç, hastanede hayatını kaybeder. Ailesi cenazesini Yozgat'a getiremez; İstanbul'da toprağa verilir. Türkü, 1953'te Nida Tüfekçi tarafından derlenerek TRT repertuarına kazandırılmıştır.

4. Asker Yolu Beklerim
Yozgat'ın Akdağmadeni ilçesinde yaşayan Sapan Mısa lakaplı bir babanın kış günü atları sularken aldığı sert bir çifteden ağır yaralanmasıyla başlayan bu hikaye, iki eski dostun fedakarlığını ve bir gelinin hasretini anlatır. Uzun süre yatağa mahkum kalan Mısa'nın büyük kızı Suna'ya, asker arkadaşı Kerim'in oğlu Aslan talip olur. Ancak iki aile de yoksulluktan düğün yapamayacak haldedir.
Güçlerini birleştiren aileler mütevazı bir düğünle gençleri evlendirir ancak damat Aslan hemen askere uğurlanır. Genç gelinin eşine duyduğu özlem, "Asker yolu beklerim, günü güne eklerim... Mendilimde tel oya, gülmedim doya doya" dizelerine dökülür. Kaynak kişi Nedim Akdağ'dan, Nida Tüfekçi tarafından derlenen bu türkü, Anadolu kadınının bekleyişinin evrensel simgesi haline gelmiştir.

5. Aynalı Körük
Aynalı Körük, eski zamanlarda düğünlerde gelin taşımak için kullanılan süslü at arabasına verilen isimdir. Türkünün hikayesi, yoksul marangoz Ömer ile Sultan adındaki gelin adayı arasında geçer. Sultan, kendisinden önce evlenen arkadaşı Felihan'ı kıskandırmak için gösterişli bir düğün ister ve Ömer'den aynalı körük, gümüş kemer, ud ve kemani olmadan gelin gitmeyeceğini söyler.
Yoksul Ömer, Sultan'ın isteklerini karşılayamayınca dedesine danışır. Dedesi, "Kıza yalan söyle, her şeyi aldık de" öğüdünü verir. Düğün günü gelir; Sultan evinin önünde aynalı körük yerine sıradan bir at arabası görünce şaşkınlıkla "Aynalı körük olmazsa ben gelin gitmem" der. O günden sonra bu sözler türkü olur, Yozgat düğünlerinin neşeli ezgileri arasında yerini alır.

6. Yeşil Ayna
Yozgat'ın Eski Pazar Mahallesi'nde oturan iki fakir ailenin çocukları arasında geçen bu hikaye, karşılıksız kalan bir aşkın sessiz çığlığıdır. Komşu olan iki aile, çocuklarını daha küçük yaşta birbirleriyle evlendirme hayali kurar. Çocuklar büyüdükçe gençler birbirine sevdalanır; ancak kız tarafı, kızlarını başkasına verir.
Düğün hazırlıkları başladığında damat tarafı, kız evine baklava tepsisi içinde hediyeler gönderir. Fakir genç ise çarşıdan bir yeşil cep aynası alır, içine bir pusula yazar ve tepsinin köşesine gizlice iliştirmeyi başarır. "Yeşil ayna takındın mı beline, sen düşürdün beni alem diline" dizeleri, sevdiğine kavuşamayan bu gencin yüreğinden dökülmüştür.

7. Ekin Ektim Çöllere (Çıt Çıt Çedene)
Neşeli ritmiyle bilinen bu hareketli Yozgat türküsünün tarihi, sanıldığından çok daha derinlere uzanıyor. Türkünün nakaratında tekrarlanan "çedene" kelimesi, yöresel ağızda kendir tohumunu, yani dişi Hint kenevirini ifade ediyor. 1980'li yıllarda kenevir ekiminin yasaklanmasıyla birlikte tarlalarda jandarma denetimleri başlamış, köy meydanlarında anonslar yapılmıştır.
Bu yasaklı döneme rağmen türkü, halkın dilinden düşmemiş; 1983'te Barış Manço ve Kurtalan Ekspres tarafından yeniden yorumlanarak tüm Türkiye'ye mal olmuştur. "Ekin ektim çöllere de, yoldurmadım ellere" dizeleriyle başlayan türkü, Akdağmadeni yöresinden Muzaffer Sarısözen tarafından derlenmiştir.

8. Arpa Buğday Taneler
Yozgat türküleri arasında kendine has ritmi ve sözleriyle öne çıkan Arpa Buğday Taneler, yörede "şıngılım" olarak bilinen kırık hava türündedir. TRT repertuarında kaydı bulunan türkü, Yozgat'ın kırsal yaşamına, tarım kültürüne ve gündelik hayatın renklerine ayna tutar.
"Arpa buğday taneler, sarı kırmızı beneler" dizeleriyle başlayan eser, yöresel düğünlerin ve eğlencelerin baş tacıdır. Celal Bakar, Orhan Hakalmaz gibi usta isimlerin seslendirdiği türkü, Yozgat halaylarının da vazgeçilmez ezgileri arasında yer alır.

9. Oğlanın Adı Ömer
Yozgat yöresine ait bu hareketli türkü, adından da anlaşılacağı üzere bir Ömer sevdasını dile getirir. "Oğlanın adı Ömer, belimi sıktı kemer" dizeleriyle başlayan türkü, yöre düğünlerinde sıkça çalınır. Nursaç Doğanışık başta olmak üzere birçok sanatçı tarafından seslendirilen eser, Yozgat halk müziğinin en neşeli örneklerinden biridir.

10. Sabahınan Esen Seher Yeli mi
Yozgat türküleri denince akla gelen en etkileyici uzun havalardan biri olan Sabahınan Esen Seher Yeli mi, Nida Tüfekçi'nin yorumuyla hafızalara kazınmıştır. TRT Dinle'nin "İl İl Türkülerimiz Yozgat" listesinde de yer alan bu eser, sabahın seher vaktinde esen rüzgarı ve yarin kokusunu özlemle anar. Yozgat'ın engin bozkırından süzülen bu ezgi, dinleyenleri adeta Bozok yaylalarına götürür.
İnce sazın, bağlamanın ve kavalın eşlik ettiği türkü, Yozgat muhabbet sofralarının, sıra gecelerinin en kıymetli parçalarından biridir. Her dizesinde ayrılık ve vuslat arasında salınan gönüllerin tercümanı olur.



