Güç, para, şöhret veya statü, insan yaşamı boyunca birçok etiket alıyor, aldığı bu etiketle birlikte bir statüye bir güce de sahip oluyor. Dünya artık yöneten ve yönetilenlerden oluşan hatta sınırların çok net çizildiği bir evreye girdi.
Herkesin bir statü, güç, otorite olmak için çalıştığı bir dünyada yaşıyoruz artık. Elde ettiğimiz bu statüler sayesinde sahip olduğumuz bu gücü nasıl kullanıyoruz peki; adaletle mi, liyakatle mi, veya zulmederek mi?
Günümüz toplumunda çoğumuz yöneticilerin adaletsizliklerinden, liyakatsizliklerinden dem vururken, küçükte olsa elimizde bulunan gücün, etiketin, statünün hakkını verebiliyor muyuz?
Ne kadar adiliz verdiğimiz kararlarda, iş kendi çıkarlarımızı sekteye uğratmaya başladığında veya otoritemizi sarstığında da koruyabiliyor muyuz liyakatli davranmayı, adaletle hüküm verebilmeyi sağlayabiliyor muyuz?
Hazreti Ömer gelir adalet deyince akla, adalet timsali büyük sahabe, İslam’ın ikinci halifesi ve en önemli şahsiyetlerinden birisi olarak. Dilimizde pelesenk olan bu söylemi sağlayan kişiyi hiç araştırdık mı, ne kadar şey biliyoruz hayatıyla ilgili, peki Hazreti Ömer’in adaletinden dem vururken, adaletli olmak için ne yaptırımlarda bulunduğunu, kişiliğini, karakter yapısını, şahsiyetini ne kadar tanıyoruz.
Birçok fikir insanının şahsiyetinden onları överek bahsederken, o fikir ve zihniyetin getirdiği yükümlülüklerden bir haber yaşıyoruz. Sadece o zihniyetin temsilcisi gibi taklit yapmakla ve o düşüncenin maskesini takmakla yetiniyoruz
İşte zulüm de ilk olarak burada başlıyor, bu zulüm ki kendi kendimize ettiğimiz zulüm, hayranlık duyduğumuz veya görüşlerini savunduğumuz insanların hayatlarını dahi bilmeden, söylediğimiz söylemlerle zulüm ediyoruz kendimize.
Bir maske seçiyor ve o maskenin getirdiği sloganları hayatımıza yerleştirmeye başlıyoruz. O maskenin getirdiği şartları kabul ediyor ama aslında bir personanın içinde olduğumuzdan bile haberimiz olmadan yaşayıp gidiyoruz.
Görüşler düşünceler zihniyetler farklı olsa da, gerçek olan örnek aldığımızı söylediğimiz kişileri tanımamamızdan, görüşlerini düşüncelerini hayatımıza yansıtamayıp, sadece sözde kalmasından kaynaklanıyor. Bu da kendini dahi bulamamış birisinin bir statü veya güce sahip olmasıyla, o gücün altında ezilmesini, kendisine ve çevresine zulmetmesini meydana getiriyor.
Yani bir persona hali olarak benliğimizi bastırıp, ne olduğumuzu, kim olduğumuzu aramak yerine, maskelerin arkasına sığınıp duruyoruz.
Taktığımız maskelerin bile hakkını veremiyor, kendimize zulüm etmekle kalmıyor, edindiğimiz statülerin de zalimi oluveriyoruz.