Gazze’yi unutmadım. Unutmaya da niyetim yok. Çünkü orada yaşananlar bir haber akışından, birkaç istatistikten ya da kısa bir görüntüden ibaret değil. Orada her gün, göz göre göre insanlık ölüyor. Açlıkla, bombalarla, yıkıntılar arasında sıkışmış hayatlarla… En çok da kadınlar ve çocuklarla.

Dünyanın gözü önünde yaşanan bu zulmü görmezden gelmek, sessiz kalmak, alışmak… Belki de en tehlikelisi bu. Çünkü insan, alıştığı acıyı normalleştiriyor. Oysa Gazze’de “normal” olan hiçbir şey yok.

Gazze’de açlık, yalnızca boş bir mide değil. Açlık; bir annenin çocuğuna verecek ekmek bulamaması, bir babanın çaresizlikle yere bakması demek. Yardım tırlarının sayılarla ifade edildiği, ama sofraların hala boş kaldığı bir yerden söz ediyorum. Açlık burada bir yan etki değil, doğrudan bir silah gibi kullanılıyor. Sessiz, yavaş ama öldürücü.

Bir çocuğun büyümesi gerekirken zayıflaması, oyun oynaması gerekirken hayatta kalmayı öğrenmesi, insanın yani insan kalanın içini parçalıyor. Açlık, Gazze’de bombalardan sonra gelen ikinci darbe gibi. Belki daha az gürültülü ama en az onun kadar yıkıcı.

Savaş denildiğinde çoğu zaman cepheler, silahlar, stratejiler konuşulur. Ama Gazze’de savaşın yükünü en ağır taşıyanlar kadınlar. Evlerini, sevdiklerini, bazen de çocuklarını kaybeden kadınlar… Buna rağmen ayakta kalmaya çalışan, kalanlara tutunmaya çalışan kadınlar.

Bir enkazın başında bekleyen anne görüntüsü, artık sıradan bir kare gibi sunuluyor. Oysa her biri ayrı bir hayat, ayrı bir hikaye. Kadınlar burada yalnızca mağdur değil; aynı zamanda direnen, ayakta tutan, hayata tutunan insanlar. Ama bu direnişin bedeli çok ağır.

Gazze’de çocuk olmak demek, erken büyümek demek. Oyuncak yerine korkuyla, masal yerine patlama sesleriyle büyümek… Bir çocuğun “gelecek” hayali kuramadan, sadece “bugün hayatta kalabilir miyim?” diye düşünmesi, insanlığın utancı değil de nedir?

Çocuklar ölüyor. Kalanlar ise çocukluklarını kaybediyor. Bu kayıp, sadece Gazze’nin değil, bütün dünyanın kaybı. Çünkü bir çocuğun çalınan geleceği, aslında hepimizin geleceğinden eksilen bir parça.
Gazze’yi unutmamak, sadece hatırlamak değildir. Bu, bir vicdan meselesidir. Gündem değişti diye, manşetler başka yerlere kaydı diye yaşananları geride bırakamayız. Unutmak, zulmün işini kolaylaştırır. Sessizlik, adaletsizliğin en sadık müttefikidir.

Ben unutmadım. Unutmayacağım. Çünkü hatırlamak, en azından insan kalabilmenin bir yoludur. Gazze’de yaşananlar geçip gitmeyecek. Hafızamızda kaldığı sürece, belki bir gün adaletin yolu biraz daha kısalır.
Ve belki o zaman, çocuklar yeniden çocuk olur. Kadınlar yas tutmak yerine gülümser. Açlık, yerini sofralara bırakır. Savaş, sadece kötü bir hatıra olur.

Ben son kez bir şey daha söylemek istiyorum: Dünya nerde? Dünyada yaşayan insanlar elinde gücü olanlar neden bu zulme sessiz kalıyor? İnsanlık ölüyor mu? Söylenecek daha bir çok şey ama kelimeler kifayetsiz kalıyor.