Türkiye yeni bir eşiğin önünde duruyor.
Yıllardır bu ülkenin evlatlarını toprağa veren, annelerin yüreğine ateş düşüren, şehirlerin üzerine korku ve güvensizlik bırakan bir terör meselesinden söz ediyoruz. Şimdi ise önümüzde Terörsüz Türkiye hedefi var.
Ben bu hedefe milliyetçi bir pencereden bakıyorum.
Ve açık söylemek gerekiyor: Kanın durmasını istemek milliyetçilikten vazgeçmek değildir. Tam tersine, milletin evlatlarının artık ölmemesini istemek, milliyetçiliğin en temel duygularından biridir.
Bir ülkenin gücü, yalnızca savaşabilmesiyle ölçülmez. Gerektiğinde savaşan, gerektiğinde barışı kurabilen ve en önemlisi kendi geleceğini kendi iradesiyle belirleyebilen devlet güçlüdür.
Türkiye'nin bugün yapması gereken de budur.
Fakat burada çok hassas bir çizgi var.
Terörün bitmesini istemek başka şeydir, terörün bitmesi uğruna Türkiye'nin temel değerlerini tartışmaya açmak başka.
Benim itirazım tam da buradadır.
Barış istiyoruz diye hafızamızı kaybetmeyeceğiz
Türkiye terörle mücadelede büyük bedeller ödedi.
Şehitlerimizin isimlerini yalnızca tören günlerinde hatırlayamayız. Onların ailelerine, geride bıraktıkları çocuklara ve bu ülkenin hafızasına karşı sorumluluğumuz var.
Dolayısıyla bugün “artık kan dursun” derken dün yaşananları yok sayamayız.
Ama geçmişin acılarını hatırlamak, geleceğin kurulmasına engel olmak anlamına da gelmemeli.
Bence Türkiye'nin ihtiyacı tam olarak burada ortaya çıkıyor:
Ne unutmak ne de geçmişin içine hapsolmak.
Terörsüz Türkiye, eğer doğru kurulursa, geçmişte kaybettiklerimizi unutturacak bir proje değil; onların kaybının son olmasını sağlayacak bir irade olabilir.
Bunun için de devletin eli güçlü olmalı.
Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter yapısı tartışılmaz olmalı. Milli egemenlik tartışılmaz olmalı. Türk milletinin ortak vatandaşlık bağı tartışılmaz olmalı.
Bunlar bir pazarlık konusu değildir.
Çünkü terörün sona ermesiyle Türkiye'nin kimliği değişmez.
Tam tersine, Türkiye kendi gücünü yeni bir döneme taşır.
Asıl mesele silahların susmasından sonra başlayacak
Silahların susması elbette büyük bir eşik.
Ama tek başına yeterli değil.
Asıl soru şu:
Silahlar sustuktan sonra nasıl bir Türkiye kuracağız?
İşte burada “çerçeve yasa” tartışması önem kazanıyor.
Bir yasa yalnızca maddelerden ibaret değildir. Bir dönemin zihniyetini de ortaya koyar.
Çerçeveyi kim çiziyorsa, geleceğin tartışma alanını da büyük ölçüde o belirler.
Bu nedenle hazırlanacak hukuki düzenlemeler son derece açık, anlaşılır ve milli devlet anlayışıyla uyumlu olmalıdır.
Terörsüz Türkiye'nin çerçevesi, Türkiye'yi daha fazla bölen değil, daha fazla bütünleştiren bir çerçeve olmalıdır.
Vatandaşın devlete güvenini artırmalıdır.
Bölge insanını Türkiye'nin bütününden uzaklaştırmamalı, tam tersine Türkiye'nin ortak geleceğine daha güçlü biçimde bağlamalıdır.
Benim görmek istediğim Türkiye budur.
Yeni Türkiye modeli tam burada ortaya çıkıyor
Türkiye artık yalnızca terörle mücadele eden bir ülke olarak kendisini tarif edemez.
Dünyanın dengeleri değişiyor.
Bölgesel güç mücadeleleri büyüyor. Ekonomik rekabet sertleşiyor. Teknoloji devletlerin gücünü yeniden tanımlıyor.
Böyle bir dünyada Türkiye'nin kendi enerjisini içeride tüketmek yerine geleceğe yönelmesi gerekiyor.
Belki de bugün yaşadığımız değişimi bir epistemik devrim olarak okumamız gerekiyor.
Yani yalnızca politikaların değil, düşünme biçiminin de değişmesi.
Eskiden soru çoğu zaman “Terörle nasıl mücadele edeceğiz?” şeklindeydi.
Şimdi buna başka bir soru eklememiz gerekiyor:
“Terörün yeniden ortaya çıkamayacağı bir Türkiye'yi nasıl inşa edeceğiz?”
Bu, güvenlik politikasından vazgeçmek değildir.
Tam tersine güvenliği daha geniş bir zemine taşımaktır.
Ekonomi güçlü olacak.
Hukuk güven verecek.
Devlet otoritesi tartışılmaz olacak.
Gençler gelecek kaygısıyla değil, gelecek umuduyla yaşayacak.
Bölgeler arasındaki ekonomik ve sosyal farklar azaltılacak.
Ve bütün bunların üzerinde, ortak bir Türkiye fikri güçlenecek.
İşte benim “Yeni Türkiye modeli”nden anladığım budur.
Milliyetçilik geleceği kurma iradesidir
Milliyetçiliği yalnızca sert sözlerden ibaret görenler yanılıyor.
Milliyetçilik, milletin güvenliğini istemektir.
Ama aynı zamanda milletin refahını istemektir.
Çocuğunun sabah okula giderken, akşam babasının eve dönerken güvende olmasını istemektir.
Bir gencin doğduğu şehirde gelecek kurabilmesini istemektir.
Türkiye'nin kendi kararlarını kendi verebilmesini istemektir.
Dolayısıyla bugün terörün bitmesini istemekle milliyetçilik arasında bir çelişki yoktur.
Asıl mesele, terörsüzlüğün hangi şartlarda gerçekleşeceğidir.
Türkiye bu süreci kendi devlet aklıyla yönetmelidir.
Hiçbir örgütün, hiçbir dış gücün ve hiçbir siyasi hesabın Türkiye'nin geleceğine yön vermesine izin verilmemelidir.
Kan duracaksa Türkiye kazanarak durdurmalıdır.
Huzur gelecekse Türkiye'nin bütünlüğü içinde gelmelidir.
Yeni dönem kurulacaksa milli iradenin üzerinde kurulmalıdır.
Çerçevenin içinde Türkiye olmalı
Bugün önümüzde tarihi bir fırsat var.
On yıllardır devam eden bir meselenin yeni bir yöntemle sonlandırılması ihtimali.
Bunu sırf siyasi pozisyonlarımız nedeniyle reddetmek de yanlış olur.
Sırf “barış” deniliyor diye her şeyi sorgulamadan kabul etmek de.
Doğru olan, Türkiye'nin menfaatini merkeze koymaktır.
Benim ölçüm basit:
Türkiye güçleniyor mu?
Millet daha fazla birleşiyor mu?
Şehit haberleri tarihe karışıyor mu?
Devletin otoritesi ve itibarı korunuyor mu?
Çocuklarımız daha güvenli bir ülkede büyüyecek mi?
Cevap evetse, bu yolu konuşmalıyız.
Ama bu soruların herhangi birine “hayır” deniliyorsa, milliyetçi bir itiraz yükselmelidir.
Çünkü bizim meselemiz bir siyasi partiye, bir hükümete ya da bir döneme bağlı değildir.
Bizim meselemiz Türkiye'dir.
Kanın durmasını istiyoruz.
Ama Türkiye'nin de ayakta kalmasını istiyoruz.
Terör bitsin istiyoruz.
Ama milli birlik zedelenmesin istiyoruz.
Yeni bir dönem başlasın istiyoruz.
Ama bu yeni dönemin adı, Türkiye'nin daha güçlü olduğu bir gelecek olsun istiyoruz.
Belki de yıllardır ilk kez önümüzde böyle bir ihtimal var.
Kan duracak, Türkiye içeride güçlenecek ve enerjisini artık kendi geleceğini büyütmeye harcayacak.