Torpil, bu topraklarda yalnızca bir kelime değildir, bir alışkanlık, bir refleks, hatta kimi zaman utanmadan savunulan bir “yöntemidir”. Oysa torpil, en yalın haliyle bir insan hakkı ihlalidir. Daha da ötesi, birinin emeğini hiçe sayarak başka birini öne geçirmek anlamına gelen açık bir emek hırsızlığıdır.

Bir ülkede torpil yaygınsa, orada adalet yalnızca kitaplarda kalır. Çünkü torpilin olduğu yerde ölçü yoktur, denge yoktur, vicdan yoktur. Ne bilgi önemlidir ne yetenek ne de çaba. Önemli olan tek şey “kimin kimi tanıdığıdır.” İşte tam da bu noktada, emek değersizleşir, alın teri sıradanlaşır, hak etmek ise safça bir beklentiye dönüşür.

Torpilin en büyük zararı, yalnızca hakkı yenen kişiye değildir. Torpil, toplumu içten içe kemiren bir zehirdir. Liyakatin yerini torpil aldığında, sistem çürümeye başlar. İşini bilmeyenler kritik koltuklara oturur, ehil olmayanlar karar mekanizmalarında söz sahibi olur. Sonra da hep birlikte “neden hiçbir şey düzgün gitmiyor?” diye sorarız. Oysa cevabı çoktan biliyoruz ama yüksek sesle söylemeye cesaret edemiyoruz.

Daha da acısı, torpili sıradanlaştıran bir toplumsal dilin oluşmuş olmasıdır.
“Benim çocuğum ne yapsın?”
“Bir telefon açmaktan ne çıkar?”
“Herkes böyle ilerliyor.”

Bu cümlelerin her biri, bir başkasının hakkını yemek için üretilmiş bahanelerdir. Kendi yakını için adaleti esnetenler, başkasının evladının hayallerini nasıl kolayca harcadıklarını görmek istemezler. Oysa torpil, bir kişiyi yükseltirken onlarcasını aşağı iter. Ama düşenlerin sesi çıkmadığı sürece, yukarı çıkanların vicdanı da rahat eder.

En derin yara ise gençlerde açılır. Çalışarak bir yere varılamadığına inanan bir gençlik, ya umutsuzluğa sürüklenir ya da aynı kirli düzenin bir parçası olmayı kabullenir. “Ben de yaparım” diyenler çoğaldıkça, yanlış sistem kendini yeniden üretir. Böylece torpil, sadece bugünü değil, geleceği de rehin alır.

Bir süre sonra dürüst olmak dezavantaj sayılır. Hakkını aramak “fazla idealistlik” olarak görülür. Emek veren değil, bağlantı kuran kazanır. İşte tam bu noktada toplum, ahlaki bir eşikten aşağı düşer. Çünkü adalet duygusu zedelendiğinde, hiçbir başarı gerçek anlamda başarı değildir. Kimse kazandığından emin olamaz; herkes, bir başkasının hakkı üzerinde durduğunu bilir.

Torpilin en tehlikeli tarafı sessizliğidir. Çoğu zaman bağırmaz, iz bırakmaz, suçüstü yakalanmaz. Ama geride kırılmış umutlar, yarım kalmış hayatlar, içe atılmış öfkeler bırakır. Bu yüzden torpil, yalnızca hukuki değil ahlaki bir suçtur.

Adalet, sadece mahkeme salonlarında aranmaz. Adalet; işe alımda, terfide, sınavda, fırsat dağıtımında başlar. Ve adaletin olmadığı yerde ne kalkınma olur ne huzur ne de güven. Torpille yükselen bir düzen, er ya da geç kendi ağırlığı altında çöker.

Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Biz torpile kızıyor muyuz, yoksa torpil bize dokunmadığı sürece sessiz mi kalıyoruz?

Çünkü gerçek mücadele, torpil bize değil, başkasına yapıldığında başlar.
Ve gerçek adalet, işimize geldiğinde değil, zor geldiğinde savunulduğunda anlam kazanır.