İstanbul son yılların en yoğun yağmurlarından biriyle boğuştu, sokaklar göle döndü, hayat felç oldu. Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum. Ancak bu görüntüler, şehrin üzerine karabasan gibi çöken o büyük gerçeği bir kez daha yüzümüze çarptı: Asıl felaket henüz gelmedi.

Hepimiz korkuyla o büyük İstanbul depremini bekliyoruz. Bilimsel tanımına bakarsanız deprem yer kabuğundaki kayaçların ani kırılması veya yer değiştirmesiyle ortaya çıkan enerjinin sismik dalgalar halinde yeryüzünü sarsması olayıdır. Doğa olayıdır kısacası. Dünyanın başka yerlerinde bu gerçeklikle yüzleşip kayıpları en aza indiren toplumlar var. Peki, Türkiye’nin yıllardır yüreğini ağzına getiren her an "bugün mü, yarın mı" diye beklediğimiz İstanbul depremi gerçekten bir doğa olayı mı, yoksa göz göre göre gelen bir cinayet mi

Yıllardır söyleniyor, yazılıyor, bilim insanları ekranlarda bas bas bağırıyor. Raporlar havada uçuşuyor, zemin etütleri yapılıyor, riskli binalar parmakla gösteriliyor. Ama ne yazık ki hepsi kulak arkası ediliyor. Günü kurtarma politikalarıyla, seçim yatırımlarıyla, imar aflarıyla bu şehir betona boğuldu. İnsanların canını koruması gereken yapılar birer tabuta dönüştürüldü. Bilimin, aklın ve alınması gereken onca tedbirin varlığına rağmen tek bir kalıcı, köklü adım atılmıyorsa doğanın olağan bir hareketini insan eliyle katliama dönüştüren şeyin adı deprem olamaz.

Bunun adı felaket falan değil açık ve net bir ihmalkarlıktır. Hatta daha da ötesi, göz göre göre gelen bir akılsızlıktır. Bir musibet bin nasihatten evladır derler ama biz binlerce musibet yaşayıp hala ders almıyoruz. Her yağmurda altı basamaklı su birikintileriyle boğuşan bir şehrin, 7 büyüklüğündeki bir depreme dayanacağını düşünmek safdilliktir, mahvımıza davetiye çıkarmaktır.

Doğayı suçlamaktan vazgeçip bir kez olsun aynaya bakmadığımız sürece, beklediğimiz şey sadece bir sarsıntı olmayacak. Kendi ihmallerimizin, açgözlülüğümüzün ve umursamazlığımızın altında kalacağız. Asıl felaket deprem değil o depreme karşı tek bir çivi bile çakmayan, koltuklarından başka bir şeyi düşünmeyen zihniyettir. Ve o felaket kapımızı çalmak için an kolluyor.