İstanbul son yılların en yoğun yağmurunu aldı.
Dereler taştı.
Yollar kapandı.
İnsanlar mahsur kaldı.
Sürüklenen arabalar…
Sürüklenen insanlar…
Okullar tatildi.
Evden çıkmayın uyarıları yapıldı.
Çeyrek kıyameti yaşadılar dersek yeridir.
Allah beterinden saklasın.

Yozgat’ta da dönem dönem yağmur kaynaklı benzer sel felaketleri yaşanıyor.
Şehir merkezinde küçük çaplı taşkınlar oluyor.
Lakin köyler, özellikle tarım arazileri, bundan daha ciddi etkileniyor.

2019’da Çalılı, Gökçekışla, Başınayayla, Başıbüyüklü, Lök ve Topçu’da; 2021’de Özlüce, Kırım, Türkmensarılar, Bişek ve Baltasarılar’da; 2023’te Osmanpaşa’da, 2025’te Lök’te ve 2026’da Yortan’da tarım arazileri sellerden zarar gördü.

Geçen ay da Şefaatli’nin Kuzayca köyü, iki saatlik yoğun yağışın ardından selden ciddi şekilde etkilendi.

Şimdi meteoroloji uyarıyor.
“Geliyor gelmekte olan” diye…
“Tedbir alın” diye.

Doğaya karşı nasıl tedbir alacağız bilmiyorum ama İstanbul’a yağan kadar bir yağış alırsak vay halimize…
Şehirleri bir şekilde kurtarırız da tarım arazileri ne olur, bilemedim.

Bereket diye beklediğimiz yağışlar inşallah gam, keder getirmez memlekete.

AFAD başta olmak üzere ilgili kurumların hazırlıklı olduğunu, yetkililerin konuya hâkim olduğunu umuyorum.
Dere yatakları, menfezler, su kanalları…
Nerede bir eksik varsa yağmur gelmeden görülmeli.
Gereken neyse yapılmalı.

Çünkü yağmur kapıya dayandıktan sonra alınan tedbir, çoğu zaman yaraları sarmaktan öteye geçmiyor.
Dileğimiz, yağmurun bereketini konuşmak…
Ardından bıraktığı felaketi değil.