Bir bölgede yasaklı madde yakalanınca iki veri ortaya çıkar.
Birincisi, kolluk kuvvetleri görevini yapmış.
İkincisi, kolluk kuvvetleri görevini yapamamış.
(Bu örneği verdim ama diyalektik ekseninde bozukluk var. Kolluk kuvvetlerinin suçu önleme ile ilgili hala ciddi kanunsal yoksunluğu var. Yapacakları bir şey yok.)
Türkiye'nin üzerinde durduğu düzlem de bundan ibaret.
Yapılan onca soruşturma, operasyon ve suçluyu derdest etme durumları başarılı işler gibi gözükse de esasında nasıl büyük bir felaketin içinde yaşadığımızı göstermez mi?
Tanısı konmamış kanser hastası gibiyiz.
Bir suç örgütü çökertilirken bir suç örgütünün doğmasına engel olamamışız…
Borsada yaşananlarda da böyle değil mi?
Aysberg buzdağını bilir misiniz?
Yüzeyde şirin bir çıkıntı, püf desen dağılacak gibi.
Ama suyun altında Everest kadar büyük ve sert başka bir kitle…
Başkaca benzetmeye gerek yok.
"Suç örgütü çökertildi" haberini okursunuz.
Haberde "Suç örgütü doğmuş, fark edememişiz" diye haber yazılmaz.
Emniyet eninde sonunda suçluyu deliğinden çıkarıp bulur.
Yargı isterse kodese atar.
İsterse salıverir…
Suçu önleme ile ilgili kanunsal açıdan sanki ciddi eksikliklerimiz var gibi gözüküyor.
Nasıl olmasın?
Suçu önlemek için oluşturulduğunu düşündüğümüz MASAK'ta bile sıkıntılar olduğunu gördük.
"Azınlık Raporu" diye bir film vardır. Tom Cruise'un oynadığı.
O filmde, suç olmadan birtakım işaretlerden yola çıkarak, suç işlenmeden müdahale ediyorlar.
Keşke gerçek hayat da bu film kadar basit olsa.
Ama değil.
İşin özeti, operasyonlar sadece devamını engelliyor.
Doğmasını…
İlerlemesini…
İnsanların mağdur olmasını engellemiyor.
Sadece yeni mağdurlar oluşmasını engelliyor.
Elbette bu da kıymetli.
Lakin yeterli değil.
Yeni kanunlar gerekli…
Yeni yetkiler gerekli…
Suçu önlemede yeni kurumlar oluşturulması gerekli…